YILDIZ SARAYI HAREM YAPILARI
BÜYÜKDERE`DE ART NOUVEU BİR YAPI
MİHRİMAH SULTAN CAMİİ (ÜSKÜDAR)
ARKEOLOJİ MÜZESİ
VAHDEDDİN KORUSU
RÜSTEM PAŞA CAMİİ
RAGIP PAŞA KÜTÜPHANESİ
KAYGUSUZ BABA TEKKESİ
TOPKAPI SARAYI REVAN KÖŞKÜ
SİNAN PAŞA CAMİİ ŞADIRVANI
AZAPKAPI SOKOLLU CAMİİ
OKAN AİLESİ KÖŞKÜ (SULTANAHMET)
SULTANAHMET CAMİİ
ŞAH SULTAN CAMİİ (EYÜP)
ARTDECO APARTMAN
ALMAN ÇEŞMESİ
YAĞLIKÇI RAŞİTPAŞA YALISI
KANDİLLİ`DE AHŞAP KÖŞK
SÜLEYMANİYE HALİÇ MEDRESELERİ
ÇAMLICA VİLLALARI
ARNAVUTKÖY OFİS BİNASI
 

Yeri: İstanbul-Azapkapı
Yapım Yılı: 1577 (H.985)
Mimarı: Mimar Sinan
Mal Sahibi: Vakıflar Genel Müdürlüğü
İşin Adı: Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon Projeleri

 


MEHMED PAŞA (SOKOLLU)

Asıl adı BAYO (d. 1505, Sokol, Bosna - ö. 12 Ekim 1579, İstanbul)

Osmanlı sadrazamı (1565-79). I. Süleyman (Kanuni) döneminde başlayan sadrazamlığı II. Selim ve III. Murad dö¬nemlerinde de sürdü.

Boşnak asıllıdır. Sonradan Müslüman olan Cemaleddin Sinan Bey`in oğludur. 1519`da devşirme olarak Edirne Sarayı`na alındı. Daha sonra İstanbul`a gönderildi. Enderun`da çeşitli görevlerde bulunduktan sonra rikâbdar, çuhadar ve silahdar oldu. Bir süre çaşnigirbaşı olarak görev yaptı; sonra başkapıcıbaşı oldu (1541). 1546`da saraydan ayrılarak dış hizmete çıktı ve denizci olmamasına karşın Barbaros Hayreddin Paşa`nın yerine kaptan-ı deryalığa getirildi. 1550`de bu görevinden alınarak Rumeli beylerbeyliğine atandı. 1551`de serdar olarak büyük bir orduyla Avusturya seferine çıktı. Tuna Irmağını aşarak Bece ve Beçkerek kalelerini aldı, Temeşvar`ı kuşattı. Ama kışın yaklaşması üzerine kuşatmayı kaldırarak Belgrad`a çekildi. 1552`de Macaristan ser-darlığına atanan Kara Ahmed Paşa ile birlikte Temeşvar’ı aldı. 1554`te yapılan Nahçıvan seferinde Rumeli kuvvetlerine komuta etti. Ardından Sadrazam Ahmed Paşa`nın Gürcistan`daki bazı kalelere yaptığı seferlere katıldı. 1554 sonlarında üçüncü vezirliğe yükseltildi. I. Süleyman`ın oğulları Selim (sonradan II. Selim) ile Bayezid arasındaki mücadelede Selim`i destekleyerek onun 1559`da Konya Ovasında Bayezid`in kuvvetlerini yenmesinde ve veliaht seçilmesinde önemli rol oynadı.

1561`de ikinci vezirliğe, Haziran 1565`te de sadrazamlığa getirildi. Bu sırada Malta Kuşatması ve Avusturya ile barış görüşmeleri sürüyordu. Mehmed Paşa, Avusturya`nın Erdel`de bazı kaleleri alması üzerine görüşmeleri kesti ve savaş kararı alınmasını sağladı. Mayıs 1566`da yaşlı ve hasta padişahı Zigetvar (Szigetvar) Seferi`ne çıkardı; ama seferi kendisi yönetiyordu. 5 Ağustos` ta Zigetvar Kalesi kuşatıldı ve 8 Eylül`de, padişahın ölümünden bir gün sonra alınabildi. Mehmed Paşa, çıkabilecek bir kargaşayı önlemek için Selim`in Belgrad`a gelip tahta çıkmasına değin I. Süleyman`ın ölümünü gizli tuttu. II. Selim`in tahta çıkmasından sonra da sadrazamlık görevini sürdürdü ve devlet yönetimini neredeyse tümüyle kendisi üstlendi. 1567`de Sakız Adasının alınmasından sonra, Şubat 1568`de Avusturya ile bir barış antlaşması imzaladı. 1569`da Sumatra`da Portekizlilere karşı savaşan Açe hükümdarı Sultan Alaeddin`e yardım gönderdi. Ağustos 1569`da Astrahan seferini başlattı. Gürcistan, Şirvan ve Karabağ bölgelerinin kolayca denetim altına alınabilmesinde ve İran`a yapılacak seferlerde büyük yarar sağlayacağı düşüncesiyle Don ve Volga ırmaklarının bir kanalla birbirine bağlanması düşüncesini ortaya attı. Ama Kırım hanının Osmanlılara yardımı kesmesi ve Astrahan`ı kuşatan Osmanlı birlik¬lerinin yenilmesi üzerine bu tasarı uygulanamadı. Mehmed Paşa, Venedik`le barışın bozulmaması için Kıbrıs`a sefer yapılmasına kar¬şıydı. Buna karşın Piyale Paşa ve Lala Mustafa Paşa gibi kubbealtı vezirlerinin etkisiyle 1570`te Divan-ı Hümayun`da sefer kararı alındı. Bu sırada, İstanbul`da çıkan büyük yangın sırasında yeniçerilerin yağmacılığa kalkışması (1568) ve Yemen`in fethinin uzamış olmasından dolayı Mehmed Paşa`ya karşı önemli bir muhalefet oluşmuştu. Mehmed Paşa, bu gelişmeleri de göz önüne alarak Kıbrıs seferinin başarıya ulaşması için büyük bir çaba gösterdi. Lala Mustafa Paşa`nın serdarlığında 15 Mayıs`ta başlayan sefer, 1 Ağustos 1571`de Kıbrıs`ın tamamen ele geçirilmesiyle sonuçlandı Ama aynı yılın sonlarına doğru Osmanlı donanması İnebahtı Deniz Savaşı`nda ağır bir yenilgiye uğradı. Mehmed Paşa, tersaneyi yenileterek kısa sürede güçlü bir donanma oluşturdu. 7 Mart 1573`te Venedik ile İnebahtı yenilgisine karşın, Osmanlı Devleti`nin lehine maddeler içeren bir barış antlaşması imzaladı. Bu arada Zygmunt`un ölümüyle boşalan Lehistan (Polonya) tahtı için Fransa`nın aday gösterdiği Anjou dükü Valois`lı Henri`yi (sonradan Fransa kralı III. Henri) destekledi. İspanya`ya karşı Fransa`yı destekleyen bir siyaset izledi ve 1574`te Kılıç Ali Paşa`yı Tunus`un fethiyle görevlendirdi.

Aralık 1574`te II. Selim ölünce yerine tahta çıkan III. Murad`ın hükümdarlığının ilk yıllarında Mehmed Paşa etkili konumunu yitirmeye başladı. Karşı olduğu İran Savaşı`nın açılmasına engel olamadı (1578). Ama Batı`yla ilişkilerin yönlendirilmesini bir süre daha elinde tuttu. Lehistan tahtına Erdel voyvodasının çıkmasını sağlayarak bu iki ülkenin yönetimini birleştirdi. Fas`ta İdrisi hanedanından Mevlay Abdülmelik`i rakibi Muhammed el-Mustansır`a karşı destekledi; Osmanlı ordusu Vadi`s-Seyl`de Mustansır ile Portekiz birliklerine karşı büyük bir zafer kazandı.

Ama Mehmed Paşa, kendisine yakın devlet adamlarının tek tek görevlerinden uzaklaştırılmalarıyla merkezdeki etkisini iyice yitirmişti. Konağında topladığı bir ikindi divanı sırasında tımarı azaltılan bir Boşnak tarafından hançerlenerek öldürüldü. Öldürülmesinde, onu doğrudan görevden almak¬tan çekinen III. Murad`ın rolü olduğu da söylenir.

Mehmed Paşa Edirne`de bir hamam, İstanbul`un Kadırga ve Azapkapı semtlerinde iki külliye, Yugoslavya`da Vişgrad`daki (Visegrad) Drina Köprüsü başta olmak üzere çeşitli köprüler ve kervansaraylar yaptırmıştır.

Ana Britannica, c.15, “Mehmet Paşa (Sokollu)”, Ana Yayıncılık A.Ş, İstanbul, 1989, s.504

SULTAN III. MURAT ZAMANINDAKİ ESERLER

1574`te II. Selim`in ölümü ile tahta geçen III. Sultan Murat zamanında mimarî canlılığını kaybetmeden birçok eserler yapılmış, onun saltanatında Sinan ölümüne kadar 14 yıl daha yeni eserler vermiştir. Bunlar arasında Mimar Sinan, 985 (1577) de Azapkapı`da yine Sokullu Mehmet Paşa için yaptığı camide, iki yıl sonra Edirne Selimiye Camii plânını küçük ölçüde bir daha uygulamıştır. Alttaki mahzen ve dükkânlar üzerinde fevkani cami, üç taraftan mahfillerle çevrilmiş, kare biçiminde bir yapı olup, altısı açıkta, ikisi mihrap duvarına bağlı sekiz paye üzerine oturan 12 m. çapındaki kubbesi ile Selimiye`ye uymaktadır. Açıktaki payelerin üst yarısı Şehzade Camii`nde olduğu gibi yivlenmiştir. Kubbe köşelerde eksedralar, mihrap ve giriş tarafı ile yanlara doğru küçük yarım kubbeciklerle çevrilmiş, mihrap bölümü dört metre kadar dışa çıkıntı yapmıştır. Giriş tarafında köşelere birer küçük kubbe yerleştirilmiş aradaki boşluklar ve mihrap tarafındaki köşeler çapraz tonozlarla örtülmüştür. Takviye kuleleri ve eksedralar kubbenin etrafını bir çelenk gibi kavramaktadır. Ön tarafta iki katlı, kapalı, son cemaat revakına yanlardaki merdivenlerden çıkılır. Kuzey-batı köşesindeki minare bir geçitle buraya bağlanmıştır.

1579`da Mimar Sinan İzmit`te Pertev Paşa külliyesini tamamlamıştır. Pertev Paşa ölümünden önce külliyesini başlatmış. Sinan onun Eyüp`teki türbesini de yapmıştır. Külliye binalarından bugün yıkılmış olan, önünde on dükkanlı kervansaray veya han, harabe halindeki hamam ve tamamı ile yeniden yapılan sıbyan mektebi yanında ayakta kalan cami, tromplar üzerine tek kubbe yapısıdır. Trompları dıştan da belirlenmiş olan kubbe, dört köşeden payanda kemerleri ile desteklenmiştir. Ortada üç kubbe, yanlarda aynalı tonozla beş gözlü son cemaat revakı hafifçe yanlara taşmakta olup üç taraftan mermer sütunlar üzerine onbir sivri kemerli geniş bir revakla kavranmıştır. Duvarla çevrili avludan yalnız şadırvan kalmıştır. Çok sayıda pencerelerle aydınlanan ferah mekânda, giriş tarafında ileri fırlayan duvar payelerinin meydana getirdiği üç derin niş dışında sadelik hâkimdir. Mermer mihrap ve minber devrinden kalmadır, fakat minber sonradan boyanmış, yaldızlanmıştır.

Aslanapa, Oktay., Osmanlı Devri Mimarisi, İnkılap Yayınevi, İstanbul, 2004, s.282-286

SOKOLLU MEHMED PAŞA CAMİSİ

AZAPKAPİ CAMİSİ olarak da bilinir, İstanbul`da Azapkapı semtinde, Atatürk Köprüsü`nün he¬men yanında, Sokollu Mehmed Paşa`nın yaptırdığı fevkani (yükseltilmiş) cami. Mimar Sinan tarafından yapılmış, 1577/78`de tamamlanmıştır. Alt katında mahzenler ve dükkânlar vardır. Ama zamanla zemin yükseldiği için dükkânlar bugün kısmen toprak altında kalmıştır.

Üst kattaki ibadet mekânı, sekizgen tabana oturan yaklaşık 12 m çapındaki bir kubbenin örttüğü bir orta şahın ile bunu üç yandan (batı, kuzey ve doğu) saran yan ve arka satımlardan oluşur. Mihrap, kıble duvarından dışarıya taşan enine dikdörtgen planlı bir çıkıntının içine yerleştirilmiştir. Kubbeyi taşıyan sekiz ayağın altı tanesi açıktadır; öndeki iki tanesi ise mihrap çıkıntısının iç köşelerinde, beden duvarının içindedir. Caminin örtü sisteminin en önemli yanı, sekizgen tabana oturan merkezî kubbenin sekiz yandan birer yarım kubbeyle çevrelenmiş, böylece strüktürel düzeninin iyice vurgulanmış olmasıdır. Bu yarım kubbelerin dördü tromp olarak köşelerde, biri mihrap çıkıntısının üzerindedir. Öbür üç yarım kubbe de, her biri dörder birime ayrılmış yan ve arka satımların orta bölümlerini örter. Yan satımların uçlarına ise, kareye yakın dikdörtgen planlı cami kütlesinin dört köşesini örten dört küçük kubbe getirilmiştir. Kuzey cephesini boydan boya kaplayan son cemaat yeri tek eğimli bir çatıyla örtülüdür. Buraya zemin katından iki uçtaki birer merdivenle çıkılır. Minare dışarıda, son cemaat yerinin solunda, ayrı bir kütle olarak yapılmış, yapıya kemerli bir köprüy¬le bağlanmıştır. 1807 yangınında yanan bu minare yüzyılın ikinci yarısında Barok üslupta yeniden yapılmış, 1958`de de yıkılarak Klasik Dönem üslubuna uygun bugünkü biçimine getirilmiştir. Cami 1894 depreminde büyük hasar görmüş, uzun süre kapalı kaldıktan sonra Atatürk Köprüsü yapılırken onarılmıştır (1941).

Ana Britannica, c.19, “Sokollu Mehmet Paşa Camisi”, Ana Yayıncılık A.Ş., İstanbul, 1990, s.491

SOKOLLU MEHMED PAŞA CAMİİ

Unkapanı Köprüsü`nün Şişhane tarafındaki ayağının yanında yer alır.

985/1577-78`de Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Vaktiyle Galata surlarının hemen dışında inşa edilmiş olan camiye burada bulunan kapıdan dolayı Azapkapı Camii de denmiştir. Cenevizliler döneminde Potta di San Antonio şeklinde adlandırılmış olan kapı, 16. yy`da tersanenin Kasımpaşa`ya gelmesi ve tersane hizmetindeki bahriye azeplerine ait kışlanın o çevrede bulunması nedeniyle Azeb Kapısı adını almıştır.

Mimar Sinan`ın eseri olan cami şehrin en hareketli ve kalabalık yerlerinden birinde inşa edilmiştir. Azapkapı Camii, 1222/ 1807 yangınında zarar görmesi ve minaresinin de kısmen yıkılması nedeniyle kürsü kısmından itibaren yeniden yapılmıştır. Balkan ve I. Dünya savaşlarından kısa bir süre önce cami bir onarımdan geçirilmiş, ancak savaş felaketleri nedeniyle onarıma ara verilerek bu değerli sanat eseri uzun yıllar bir harabe halinde kalmıştır. Cami ancak 1938`e doğru başlayan büyük çaplı bir onarım ile ihya edilerek 194l`de tekrar ibadete açılmıştır. Minare şerefesi 1955te yeniden yapılmıştır. 1941 tamirini belirten Latin harfli bir kitabe sol taraftaki girişin üzerinde bulunmaktadır. Kapılardan birinin üstünde bulunan caminin esas kitabesi kırıldığı için yine 1941`de eski kalıbına göre Kâmil Akdik tarafından yeni¬den yazılmıştır.

Sokollu Mehmed Paşa Camii, Haliç kıyısında sağlam olmayan bir zemin üstünde kurulduğuna ve günümüze kadar önemli bir hareket göstermediğine göre büyük bir ihtimalle zemine çakılmış kazıklar üzerinde inşa edilmiş olmalıdır. Cami, kayıkların ve insanların yoğun biçimde toplandıkları bir yerde bulunduğundan alt katına tonozlu mahzenler yapılarak yükseltilmiştir, iki merdivenle çıkılan son cemaat yeri bir sıra pencere ile aydınlanan, üstü tek meyilli çatı ile örtülü, dikdörtgen biçimli kapalı bir mekân halindedir. Son cemaat yerinin esas cephesinin Mimar Sinan tasarımında ne biçimde olduğu bugün anlaşılmamaktadır. Bu bölümün aslında galeri biçiminde sütunlu ve açık olduğu da düşünülebilir.

Caminin harim bölümü hemen hemen kare şeklindedir. Mihrap kıble tarafında dışarı taşkın bir çıkıntının içinde bulunmaktadır. Mimar Sinan bu camide Edirne`deki Selimiye Camii`ndeki sistemi daha küçük ölçülerde uygulamış, orta kubbeyi sekiz payenin taşıdığı kemerler üzerine oturtmuştur. Kubbe baskısı dört tromp ve dört yarım kubbe ile karşılanır. Kubbeyi çevreleyen sekizgen ile dış beden duvarları arasında küçük ana bölümler yer almıştır.

Cami 30 yıldan daha uzun bir süre harabe halinde kaldığından süslemesinin büyük kısmını kaybetmiştir. Kapıların mermer söveleri, geçmeli renkli taşlar kullanılarak ahenkli bir biçimde yapılmıştır. Kapı ve pencere kanatları da güzel ahşap eserlerdir. Minber ajurlu olarak menilerden işlenmiştir ve gerek kapısı, gerek yan kanatları ve külahı ile cinsinin en güzel ör¬neklerinden birini oluşturmaktadır. Çevre mekânlarının içindeki mahfiller ile mermer mihrap da aynı itinalı ve ahenkli işçiliğe sahiptir. Caminin orijinal çinilerinin çoğu çalındığından 1941 tamirinde yeni Kütahya Çinileri konulmuş ve kalem isi nakışlar da yeniden yapılmıştır. Kubbe yazısı son devir hattatlarından Halim Efendi`nin eseridir. 1936`da bir kısmı hâlâ duran renkli alçı pencerelerin yerlerine 1941 onarımında yeni pencereler konulmuştur.

Sokollu Mehmed Paşa Camii`nin bir özelliği de minaresinin yerleştirilişidir. Minare kürsüsüne son cemaat yerinin kuzey tarafında yükselen bir mekândan, sivri kemerli ve yüksek bir köprüye oturan kapalı bir geçitle ulaşılır.

Evliya Çelebinin de minareyi böyle görmüş olmasından dolayı sonradan yapılmış olması mümkün olmayan böyle bir mimari çözüme neden gerek duyulduğu anlaşılamamaktadır. Köprünün altındaki kısımda görülen kum saati ile yapının nispet ve biçimi bunun klasik döneme ait olduğunu göstermektedir. Minare 1826`dan sonra yenilenmiş ve pabuç kısmından itibaren gövdesi ve şerefesi 19. yy. zevkine göre, çok ince olarak ve şerefe çıkması da boğumlu biçimde inşa edilmiştir. 1955`te bu gövde yıktırılarak yine aynı incelikte fakat şerefe altı mukarnaslı olarak yeniden yapılmıştır. Böylece şerefe caminin mimarisine uydurulmuşsa da gövde, Sinan devrine göre ince kalmıştır.

Sokollu Mehmed Paşa Camii`nin minaresi altında eski bir çeşme de vardır. Caminin tanı arkasında bulunan ve belki de evkafına ait olan iki dükkân dizisi, 1985`te Haliç kıyı düzenlemeleri sırasında tamamen yıktırılmıştır.

Camii evkafından olan Yeşildirek Hamamı ise geçirdiği değişikliklere karşın, hâlâ ayaktadır.

Eyice, Semavi, “Sokollu Mehmed Paşa Camii”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.7, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını, İstanbul, 1994, s.30-31

İSTANBUL AZAPKAPI`DA SOKOLLU CAMİİ

Cami 1577 yılında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Azapkapısı Camii adı ile de anılır. Deniz kenarında ve zeminden yüksekte olan caminin planı dikdörtgendir. Mihrap kısmı ayrıca çıkıntı yapar.

Caminin içinde, eşit aralıklarla sekiz taşıyıcı ayak ana kubbeyi taşıyan sistemi oluşturur. Her taşıyıcının gerisinde duvara bitişik ayaklar inşa olunmuş ve bu ayaklarla taşıyıcıların arası kemerlerle bağlanmıştır.

Taşıyıcılarla duvarlar arasındaki yan mekânların üstü, ortalarda yarım kubbeler ve kenarlarda da çapraz tonozlarla örtülmüştür. Yan mekânlar içinde asma katlar düzenlenmiştir. Mimar Sinan Azapkapı`daki camide daha sonra gerçekleştireceği Edirne Selimiye`nin strüktür denemesini yapmıştır. Bu tasarımın daha büyük ölçüdeki uygulaması, Türk mimarlığının en önemli yapıtlarından birisini meydana getirecektir.

Cami, yapıldığı yerin uygun olmaması nedeni ile avluya sahip değildir. Sadece büyük bir son cemaat yeri vardır ki bu da diğer camilerdeki gibi revaklı olmayıp duvarlarla çevrili bir mekândır. Cami, fevkani olması nedeni ile son cemaat yerine merdivenle çıkılmaktadır. Caminin minaresi binadan ayrı olarak inşa edilmiş ve kemerli bir geçitle esas binaya bağlanmıştır.

Sezgin, Haluk., Türk ve İslam Ülkeleri Mimarisine Topluca Bakış, Mimar Sinan Üniversitesi Yayını No:5, İstanbul, 1979, s.154

MEVCUT DURUM TESBİTLERİ

ÇALIŞMA YÖNTEMİ

Mevcut durum tesbiti için öncelikle total station ile zemin katda dış ve içte plan ölçüldü. Yine aynı şekilde mahfel kotu , yarım kubbe ve kubbe kasnağı kotlarından planımetrik düzlem üzerinden dış ve iç ölçüm yapıldı.İç mekanda , mihrabı dik kesen bir kesit ve yapıyı ortadan bölen, mihraba paralel giden bir kesit ölçüldü. Son cemaat yerini boy kesecek şekilde bir kesit ölçüldü.Mesafenin yeterli olduğu üç cephe ve minare dıştan ölçüldü.Yapının içi, son cemaat yeri, dış avlu, son cemaat mahalline bağlanan  merdivenler ve çevre sokak da dahil kotlar (plankote) ölçüldü.Ayrıntıları ile tanımlanan ölçümler için total station ile yaklaşık 10.000 nokta ile ölçüm yapıldı.

Mahfel içleri, minare, minare köprüsü içleri, muhdes camekanlı kısımların içleri, mimber iç-dış-çevre detayları, fil ayakları, sütun ve sütunçe ayakları vs. kısımları, lazer metre (distometre) ile ölçüldü.Yapının kapı, pencere söveleri, mahfel şebekesi,profilleri, mimber-mihrap profilleri, iç ve dış sütun alt bilezik ve kaideleri,üst bilezikleri vs. gibi tüm profilli detayları profil tarağı ile 1/1 ölçüldü. Bu detaylar total stationla ölçülen ana plan ve kesitlere dahil edilerek,  plan ve kesitler tamamlandı ve ölçülendirildi.

Çalışmanın başından itibaren çevre, dış, iç ve hertürlü detay genel ve yakın plan fotoğraflandı. İç mekan kalemişleri, kitabeler,mimber ajurları,kündekari kapı ve kapaklar,kapak bini ve metal aksamları,vaaz kürsüsü,revzen pencereler,son cemaat yeri ve dış köşe stelaktitleri, dış mihraplar, son cemaat yeri mihrapları, ana mihrap,çeyrek kubbe trompları stelaktitleri plan,kesit ve görünüş olarak üst yapı kurşunları nokta detayı şeklinde fotoğraflandı.Tamamı 2817 adet fotoğraf tesbiti yapıldı.

Yapının Autocad ile çiziminde; total station, lazer metre, çelik metre,profil tarağı ölçümleri ve genel-ayrıntı fotoğrafları birlikte kullanılarak her noktası 1/1 çizildi.

TESBİTLER

Rölövesi ve fotoğrafları incelendiğinde de görüleceği gibi; yapının beden duvarlarında önemli ölçüde erimeler ve deniz yönünde esas olarak, köprü yönünde de bir miktar yatma olduğu tespit edilmiştir. Bu yatma deniz yönünde 37cm – 45cm arasındadır ve bu nedenle beden duvarlarında ayrılmalar dikkat çekicidir. Ayrıca sol yan cephede önemli ölçüde, sağ yan cephede ise yaklaşık 50cm düşey çökme ve gömülme izlenmektedir. Sol yanda kemer üzengilerine kadar toprağa gömüldüğü görülmektedir. Bodrum’un denize bakan kapısı ise tahminen 50cm gibi gömülmüştür ve orijinal zemin izlenemeyecek gibi balçık kaplıdır. Ön cephe zemininde kullanım amaçlı muhdes bir kaplama görülmektedir ki, kapı eşiklerinin altındaki mermer basamakları neredeyse bu muhdes kaplama ile sıfırdır.

Bu arada sol yan, ön ve sağ yan cephelerindeki dükkan oluşturan tonozlar, 1941 restorasyonunda kesme taş duvarlar örülerek kapatılmıştır.

Zaten 1936 tarihli fotoğraflarında görüldüğü gibi son cemaat mahalli tamamen harap, neredeyse yok gibidir ve bu kısım 1941 tamiratında yeniden yapılmıştır. Bu restorasyonda giriş kapılarının kemerleri düz kemer taşları ile yapılmıştır. Oysa bu kemerler 1936 fotoğraflarında görüldüğü gibi iki renk taşla makaralı olmalıdır. Yine bu fotoğraflarda görülen sağ giriş kitabesi şu anda son cemaat yerine çıkarken merdiven sahanlığında beden duvarına tesbit edilmiş durumdadır.

Dış sol kapı kitabesi ise; 1936 fotoğraflarında sonradan yapılmış ahşap kirişlerle delik deşik edilmiş halde görülmektedir. Bugün muhtemelen bu kitabenin replikası sağ kapı üzerine konmuş, soldaki kapı üzerine ise yeni Türkçe 1941 tamiri ile ilgili bir kitabe konmuştur.

Ön cephe avlusunda orijinal hemen hemen bir şey kalmamıştır. Köprü altına gelen kadim duvar kötü bir w.c. abdestlikler ve uydurma dükkânlarla örtülmüştür. Bu ekler çeşme sol yanını da kapatmıştır. Çeşme yalağı betonlanarak doldurulmuştur ve orijinal çatısı yok edilerek çimentolu harçla kapatılmıştır. 1936 yılı fotoğraflarında görülen mermer rölyefli nişlerinin iç ve araları hatlarla bezeli musalla taşı tümden yok edilmiştir.

Yapının 1807 (H.1222) tarihinde Galata yangınında ciddi hasar gördüğünü, 1894 tarihinde deprem geçirdiğini ve yine önemli ölçüde yıkıldığını kaynaklardan biliyoruz.

Bu arada 1826’da minarenin Barok olarak yapıldığını 1958 yılında yeniden yıktırılarak klasik üslupla inşa edildiğini biliyoruz. Buna rağmen kullanılan taşın kalitesizliği nedeni ile aşırı derecede taş erimesi görüyoruz.

Şerefe stelaktitleri  neredeyse algılanamayacak haldedir.

Yapının aşırı derecede hasar görmesi, zaman zaman harap kalarak 1941’de köklü onarım yapılması; zeminde kazıklar üzerinde olması, Haliç dolgu ve tortullarının üzerinde yer alması ile açıklanabilir. Bir de bunun üzerine Unkapanı köprüsünün inşası ile zemin stabilitesinin bozulmuş olması bir faktör olmalıdır.

Denize doğru 1 derece açı ile yatması; bodrum ve zemin kat arasında mütemadi dolaşan ‘’ kat arası silmesi’’ nin terazisinden şaşarak, 1941’de yeniden inşa edilen son cemaat yerini bağlarken nasıl kademe yaptığı ile bariz olarak gözlemlenmektedir.

1941 restorasyonunda oldukça doğru bir müdahale yapılmış, içte çini pandantifleri, revzen tepelikleri iyi bir işçilik ve klasik devir özellikleri ile ihya edilmiştir. Ayrıca yine Barok devirde yapıldığını tahmin ettiğimiz sağ kanat fil ayakları üzerinde bugün yamalı ekler bırakan, 1936 fotoğraflarında da gördüğümüz gibi genişletilen sağ kanat mahfeli de orijinal yerine çekilmiştir. Aynı zamanda ana sahına giren kapıların üzerindeki mahfel eğrisel hatlı (bkz. Restitüsyon raporu 1936 fotoğrafları) halinden orijinale döndürülmüştür. Bugün fil ayaklarının arkasında kalan sağ ve sol kanat destek ayaklarında Kuran-ı Kerim rafları birer atlayarak mevcuttur ve raf aralarında diğerlerinin izleri görülmektedir. Sol kanat nişlerinden mihraba doğru olanın yaşmağındaki ayrılma  da binanın deformasyonu sonucu olmalıdır. Deformasyon göstergelerinden bir önemli kısım da bodrum ayakları arasındaki iki ahşap, bir demir şeklindeki gergilerin sağ ön lokasyondakilerinin burularak, bazılarını da sökülmesidir.

Kündekari kapakların orijinalleri sadece mihrap eyvanında kalmıştır. Diğerleri muhdestir. Ayrıca giriş kapıları da  mevcutta orijinal değildir.