YILDIZ SARAYI HAREM YAPILARI
BÜYÜKDERE`DE ART NOUVEU BİR YAPI
MİHRİMAH SULTAN CAMİİ (ÜSKÜDAR)
ARKEOLOJİ MÜZESİ
VAHDEDDİN KORUSU
RÜSTEM PAŞA CAMİİ
RAGIP PAŞA KÜTÜPHANESİ
KAYGUSUZ BABA TEKKESİ
TOPKAPI SARAYI REVAN KÖŞKÜ
SİNAN PAŞA CAMİİ ŞADIRVANI
AZAPKAPI SOKOLLU CAMİİ
OKAN AİLESİ KÖŞKÜ (SULTANAHMET)
SULTANAHMET CAMİİ
ŞAH SULTAN CAMİİ (EYÜP)
ARTDECO APARTMAN
ALMAN ÇEŞMESİ
YAĞLIKÇI RAŞİTPAŞA YALISI
KANDİLLİ`DE AHŞAP KÖŞK
SÜLEYMANİYE HALİÇ MEDRESELERİ
ÇAMLICA VİLLALARI
ARNAVUTKÖY OFİS BİNASI
 

Yeri: İstanbul-Eyüp
Yapım Yılı: 1555 (H.963)
Mimarı: Mimar Sinan
Mal Sahibi: Vakıflar Genel Müdürlüğü
İşin Adı: Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon Projeleri

 

ŞAH SULTAN

Valide Şah Sultan Yavuz Selim’in kızı, Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşidir. Çocukluğu ağabeyi Kanuni ile birlikte Manisa’da geçmiştir. Annesi Ayşe Hafiza Sultandır. Şah Sultan, Sadrazam Lütfi Paşa ile 1523’te evlenmiştir. Gönül dünyası zengin tasavvufa ve maneviyata ilgi duyan iffetli bir sultandır. Fakat kocası Lütfi Paşa çok sert ve katı yürekli bir adamdı. Anlaşamadıkları için 1541’de boşandılar. 19 yıl süren bu evlilikten İsmihan ve Neslihan adında iki kız çocukları dünyaya gelmiştir. Şah Sultan’ın Sümbüli tarikatına mensup olduğu ve Koca Mustafa Paşa Sümbüliye zaviyesi Şeyhi Merkez Musa Muslihiddin El-Germiyani’ ye intisap ettiği bilinmektedir. Kimi kaynaklarda da onun hem Mevlevi, hem de Merkez Efendi’nin müridesi olduğu söylenmektedir. (*)

ŞAH SULTAN CAMİİ

Caminin mihrabının yönünde ve sol pencerenin arkasındaki türbenin orta kısmında Merkezzade Şeyh Ahmet Efendi, Girişte solda Şeyh El-Hac İbrahim Necati Efendi, girişte sağda Şeyh Ebulfeyz Efendi isimli üç tane tarikat şeyhi medfun bulunmaktadır. Bu türbe 1537 tarihinde caminin Evvel Merkez Efendi için Şah Sultan tarafından tekke olarak inşa olunmuştur.Bu tekkede Merkez Efendi dahil 21 tane şeyh görev yapmıştır.Bu türbe yıllarca harabe bakımsız ve depo olarak kullanılmıştır.2005 yılında bakımı yapılmıştır.

(*)Giriş kapısı solundaki tabeladan


1569 tarihli vakfiyesine göre Valide Şah Sultan, Davut Paşa’da camii, tekke, medrese- mektep; Merkez Efendi Türbesi yanında camii, Eyüp’te bir hamam, Eyüp Bahariye Caddesi üzerindeki bu camiyi ve ayrıca zaviye mektep, türbe ve köşk yaptırmıştır.O yıllarda sahilde yaptırdığı yalısının ölümünden sonra muallimhane yapılmasını da vakfiyesinde şart koşmuştur. Vakıflarına ve vakfiyesine son şeklini verdikten üç yıl sonra 1572 tarihinde vefat eden Şah Sultan camimizin önünde yaptırdığı türbeye defnedilmiştir. Türbe yıkıldığı için hazire haline gelmiş olan sol kısımdaki hazirede Şah Sultan’ın annesi Hafiza Sultan, kızları İsmihan Sultan ve Neslihan Sultan ile ağabeyi Kanuni’nin oğlu Beyazıd’ın kızı, Ayşe Sultan medfun bulunmaktadırlar. (*)

Günümüze camii olarak intikal eden aslında Sümbüli Tarikatı için inşa edilmiş bir tekkenin tevhidhanesidir. 1

Tekke yapılarını ayrıntılı olarak inceleyen Prof.M. Baha Tanman’ın çeşitli yayınlarında yapıya dair bilgi alabiliyoruz.

Yazar yapıya; Yarı Bağımsız Tekkeler grubundan sonra ikinci olarak ‘’Mescid-Tekkeler ve Camii Tekkeler’’ grubunda altıncı sırada yer veriyor. 2

Tezkiretü-l Ebniye, Tezkiretü-l Bünyan ve Tuhfetül Mimarin’de camii, ayrıca Tuhfetül Mimarin’de tekke olarak yer aldığını – Necati Efendi veya Şeyh Necati Efendi adıyla da anıldığını arşiv belgelerinden öğreniyoruz. 3
                
                                                                                                                                                       (**)

(*)Giriş kapısı solundaki tabeladan

1.Tanman,M.Baha.,’Sinan’ın Mimarisi Tekkeler’,Mimarbaşı Koca Sinan Yaşadığı Çağ ve Eserleri I, T.C. Başbakanlık Vakıflar  Genel Müdürlüğü Yayını,İstabul,1988,s.311-312.
2.ibid.,s.322.
3.ibid.,s.323.

(**)Anabritannica,c.20,Ana YayıncılıK A.Ş.,İstanbul,1990,s.184.


ŞAH SULTAN CAMİİ

Eyüp, Bahariye Silâhtarağa caddesi.

Baniyesi, yine Selim I.`in kızı Şah Sultandır. Kapı kitabesinde belirtildiği veçhile (963) 1555`te yapılmıştır.

                       Bulup hakka giden rahı  —   İder seyri ilâ illâhı
                       Bina kıldı kabul eyle      —    ki şah-ı binti Selim Şahı 
                       Didi hatif ana tarih        —    ve-inel-hayrullah

Camiden başka deniz kenarında Mevlevi tekkesi ile hücrelerini ve bir de mektep yaptırmıştı. Aynı sahada Hançerli Sultan sarayı denmekle maruf Şah Sultan`ın bir yalısı bulunmakta idi. Halen bunların hepsi yok olmuştur. Cami ve tekke Mustafa III. zamanında tamir görmüş ve nihayet cami harap bir durumda iken 1953 yılında Türkiye Anıtlar Derneği aslı ile alâkası kalmıyacak bir şekilde yeniden yaptırmıştır. Türbe de aynı suretle ihya olunmuştur. (H. 1256) 7

ŞAH SULTAN CAMİİ VE TEKKESİ

Eyüp Ilçesi`nde, Merkez Mahallesi`nde, Bahariye kıyısında, Silahtarağa Caddesi üzerinde, cadde ile Haliç kıyısı arasında yer almaktadır.

İstanbul`da, Halvetîliğin Sünbülî koluna bağlı en eski tesislerden olan bu camii tekke I. Selim`in (Yavuz) kızlarından Şah Sultan tarafından 16. yy`ın ikinci çeyreğinde (1533`ten veya 1537`den az sonra) inşa ettirilmiştir. Şah Sultan`ın bu tekkeyi, ileri gelen Sünbülî şeyhlerinden, "Merkez Efendi" lakaplı Musliheddin Musa Efendi (Ö.1552) için yaptırdığı, ancak Merkez Efendi`nin posta oturmayarak tekkenin meşihatına halifelerinden Gömleksiz Şeyh Mehmed Efendi`yi (Ö.1544) getirdiği bilinmektedir.

Tekke, Haliç kıyısında yer alan ve sonraları "Hançerli Sultan Sarayı" olarak şöhret yapan Şah Sultan Sarayı`nın bahçesinde, Şah Sultan tarafından bu amaçla vakfedilen arazi üzerinde kurulmuştur. Başlangıçta derviş hücreleri ile harem dairesinin Haliç tarafında yer aldığı tespit edilmektedir. Şah Sultan ayrıca avlu kapısı üzerinde ahşap bir mektep, arsanın yol tarafına da kendisi ve aile fertleri için bir türbe inşa ettirmiş, zamanla bu türbenin çevresinde ufak bir hazire oluşmuştur. Aynı şahıs 963/1555-56`da bu yapılar topluluğuna, aynı zamanda tevhidhane olarak kullanılmak üzere bir cami ekletmiştir. Söz konusu yapının mimarı Sinan`dır.

Şah Sultan Tekkesi III. Mustafa döneminde (1757-1774), büyük bir ihtimalle 1766 depreminden sonra (1766-1774 arasında) tamir ettirilmiş, bu arada camiye hünkâr mahfili eklenmiş, ayrıca bağımsız bir tevhidhane yaptırılmıştır. Daha sonra 1227/1812`de tekkenin 17. postnişini Merkezzade Şeyh Ahmed Efendi (ö. 1813) kendisi için cami-tevhidhanenin güneydoğu köşesine bitişik bir türbe inşa ettirmiştir. Zamanla harap olan tekkenin II. Mahmud tarafından 1251/1835`te tamir ettirildiği bilinmekte, bu arada Şah Sultan Türbesi`nin ampir üslubuna uygun olarak yenilendiği anlaşılmaktadır. Cumhuriyet döneminde kullanılmadığı için hızla harap olan tekke 1953`te Anıtlar Derneği eliyle, III. Mustafa ve II. Mahmud onarımları sonucunda aldığı biçime sadık kalınmaksızın, âdeta yeniden inşa edilircesine onarılmıştır.

7.Öz,Tahsin, İstanbul Camileri, I. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1987, s.137

Günümüzde cami-tevhidhane, cami olarak kullanılmakta, Merkezzade Şeyh Ahmed Efendi Türbesi ziyarete açık tutulmakta, harap selamlık binası ise yakın zamanda ortadan kalkmış bulunmaktadır.

Sonuna kadar Sünbülîliğe bağlı kalan Şah Sultan Tekkesi`nin ayin günü, kuruluşundan 1835`e kadar geçen süre zarfında çarşamba iken, bu tarihte posta geçen Şeyh el-Hac İbrahim Necati Efendi (ö. 1865) tarafından salıya tahvil edilmiş, tekke bu tarihten sonra bu şeyhin adı ile de anılmaya başlamıştır.

Tekkenin postuna oturan şeyhler şu kimselerdir:

1) Gömleksiz Şeyh Mehmed Efendi,
2) "Alemdar-ı Eba Eyyub el-Ensarî" olduğu Zâkir Şükrî Efendi tarafından belirtilen Şeyh Seyyid Abdülhalik Efendi,
3) Abdülhalik Efendi`nin oğlu Şeyh Bostan Efendi (ö. 1630),
4) Sünbül Efendi Tekkesi postnişinlerinden Şeyh Adlî Hasan Efendi`nin (ö. 1617) halifesi Miftahîzade Şeyh Ahmed Adimî Efendi (ö.l66l),
5) Miftahîzade`nin torunu Şeyh İsmail Efendi (ö. 1685),
6) İsmail Efendi`nin oğlu Şeyh Mehmed Nizamî Efendi (ö. 1722),
7) Belgradlı Cankurtaran Şeyh Abdullah Efendi (ö. 1733),
8) M. Nizamî Efendi`nin oğlu Şeyh Abdurrahim Efendi (ö. 1746),
9) Abdullah Efendi`nin oğlu Şeyh Mahmud Efendi (ö. 1749),
10) Abdullah Efendi`nin diğer oğlu Şeyh Ab-dülkadir Efendi (ö. 1750),
11) Dede Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1754),
12) Mehmed Efendi`nin kardeşi Şeyh Halim Efendi (ö. 1755),
13) Mehmed Efendi`nin oğlu Şeyh Ahmed Efendi (ö. 1761),
14) Mehmed Efendi`nin diğer oğlu Şeyh Yahya Efendi (ö. 1761),
15) Mehmed Efendi`nin bir başka oğlu olan Şeyh Abdurrahim Efendi (ö. 1767),
16) Sünbül Efendi Tekkesi zâkirbaşısı Buhurîzade Şeyh Abdülkerim Kemterî Efendi (Ö.1778),
17) Merkezzade Şeyh Ahmed Efendi (Ö.1813),
18) Merkezzade`nin halifesi olan ve 1251/1835`te şeyhliğine son verilen Yekçeşm Şeyh Ubeyd Dede Efendi (ö. 1837),
19) Şeyh el-Hac İbrahim Necatî Efendi (ö. 1865),
20) İ. Necati Efendi`nin oğlu Şeyh Ebü`l-Feyz Efendi (ö. 1917),
21) Sefinen adı verilen, Ebü`l-Feyz Efendi`nin oğlu olması muhtemel son postnişin Şeyh Burhan Efendi.

Dikdörtgen bir alanı (16,50x13,70 m) kaplayan cami-tevhidhanenin duvarları bir sıra kesme küfeki taşı ve iki sıra tuğla ile almaşık düzende örülmüş, yapı kiremit kaplı bir kırma çatı ile örtülmüştür. Sıradan bir mescidin özelliklerini yansıtan cami-tevhidhane, kareye yakın dikdörtgen planlı (11,10x10,10 m) harim ile bunun önündeki son cemaat yerinden meydana gelir.

Son cemaat yeri, ilk yapıldığında muhtemelen ahşap sütunlar üzerine yatay kirişler aracılığı ile oturan ahşap bir çatıdan oluşmaktaydı. Bu düzenin 1835`teki tamiratta değiştirilerek son cemaat yerinin ahşap iskeletli, tuğla dolgulu ve bağdadi sıvalı duvarlar ile kapatıldığı, ayrıca harim kapısının yanlarına aynı türde duvarlar inşa edilerek burasının içeriden üç bölüme ayrılmış olduğu anlaşılmaktadır. 1953`teki son tamirde ise bu duvarların tamamı ortadan kaldırılarak, yerlerine yapının kuzey sınırı boyunca sıralanan altı adet kare kesitli ahşap sütun konmuştur. Ahşap yastıklar ve kirişler aracılığı ile bu sütunlara oturan geniş saçaklı bir çatı son cemaat yerini örtmektedir.

Harimin yegâne girişi kuzey duvarının ortasında yer almaktadır. Bugünkü halinde kapıyı küfekiden mamul söveler ve basık bir kemer çerçevelemektedir. Kemerin üstünde, 1953 tamiratında konmuş olan ve yapı ilk inşa edildiğinde burada yer aldığı bilinen kitabenin metni bulunmaktadır. Oldukça kötü bir sülüsle kabartma olarak bu levha üzerine yazılmış olan manzum kitabe Şeyhülislam Ebusuud Efendi`ye (ö. 1575) aittir. 1953`teki restorasyondan önce ise bu kapının bambaşka bir görünüme sahip olduğu anlaşılmaktadır. Kapının söveleri beyaz mermerdendi ve aynı malzemeden dilimli bir barok kemer kapıyı taçlandırmaktaydı. Yekpare bir mermerden oyulmuş olan bu kemerin kilit taşı noktasında, kıvrık dallarla çevrili ufak bir beyzi madalyon görülmektedir. Köşeleri "S" ve "C" kıvrımları ile sonuçlanan alçak kabartma bir bant kemerin köşe dolgularında yer almaktadır. Kapının, Osmanlı baroğunun bütün özelliklerini sergileyen bu düzenine III. Mustafa dönemindeki tamiratta kavuştuğu kesindir. Ancak kemerin üzerinde yer alan kitabe 1251/1835 tarihli olup II. Mahmud`un tamirine aittir. 1953 restorasyonu sırasında yerinden sökülen ve halen nerede bulunduğu tespit edilemeyen bu kitabe ta`lik hatla kabartma olarak yazılmıştır.


Harimin kuzey duvarında, kapının yanlarında ikişer adet dikdörtgen pencere ile son cemaat yerine bakan birer mihrap yer almaktadır. Pencereler küfekiden söveler ile çerçevelenmiş, ayrıca tuğladan basık tahfif kemerleri ve lokmalı demir parmaklıklar ile takviye edilmiştir. Harimin içinde, kuzey duvarı boyunca, zemini bir seki ile yükseltilmiş ve ahşap korkuluklar ile esas ibadet alanından ayrılmış olan bir mahfil uzanmaktadır. Giriş hizasında kesintiye uğrayan bu mahfilin üstünde, aynı derinlikte bir kadınlar mahfili yer alır. Batı ve doğu duvarlarında, altta ve üstte üçer tane olmak üzere, toplam on iki adet pencere bulunmaktadır. Alttakiler kuzey duvarındakiler ile aynı karakterdedir. Üst sıradaki pencereler ise tuğladan sivri kemerlerle ayrıca çift cidarlı revzenlerle donatılmıştır. Son tamirden önce bu tepe pencerelerinin asli görünümlerinin bozulmuş olduğu, bazılarının tuğla ile örülerek iptal edildiği, çoğunun ise kemerleri kesilerek ahşap doğramalı dikdörtgen pencereler haline getirildiği anlaşılmaktadır. Harimin kuzeydoğu köşesine III. Mustafa dönemindeki tamirde eklenen, 1835`teki tamirde ise yenilendiği anlaşılan ve 1953 restorasyonunda iptal edilen hünkâr mahfilinin doğu yönünde yapı kitlesinden dışarıya taşan dikdörtgen planlı büyükçe bir çıkması vardır. Kısmen harimin doğu duvarına, kısmen de ahşap sütunlara oturan bu çıkmanın cephelerinde dikdörtgen açıklıklı pencereler sıralanmaktadır.

Harimin güney duvarının ortasında mihrap yer alır. Son tamirden önce, 1835` te aldığı şekliyle mihrap, yarım daire planlı bir hücreye sahip bulunuyordu. Bunun yanlarında pilastr başlıklı duvar payeleri, üstte de yine pilastr silmelerle sınırlandırılmış düz atkılı bir alınlık kuşatmaktaydı. Alınlığın ortasında istifli sülüsle yazılmış olarak, meşhur mihrap ayeti görülmektedir. 1953 tamirinde bu mihrap bütünüyle yıkılarak yerine yapının ilk inşa edildiği dönemin klasik üslubuna uygun bir mihrap inşa edilmiştir. Aynı duvarda, biri mihrabın sağında, ikisi de solunda olmak üzere, üç adet dikdörtgen pencere, ayrıca bunların üzerinde üç tane de tepe penceresi bulunmaktadır. Dikdörtgen pencerelerden en solda yer alanı, 1812`de yapının güneydoğu köşesine bitiştirilen Merkezzade Şeyh Ahmed Efendi`nin türbesine açılmaktadır.

Yapının minaresi harimin kuzeybatı köşesinde yer almakta her iki yönde de kitleden dışarıya taşmaktadır. Kapısı, doğu yönünde olan son cemaat yerine açılır. Kare kesitli kürsü kısmı ile pabuç bölümü almaşık örgülü olup ilk yapıdan kalma oldukları kesindir. Bundan yukarısının ise III. Mustafa tamiratında yenilendiği anlaşılmaktadır. Harim tavanı son tamirden evvel, ince uzun dikdörtgenlerin yer aldığı basit bir taksimata sahipti. Söz konusu tamiratta bunun yerine ince çıtalarla kareli bir taksimat yapılmıştır. Son cemaat yerinin tavanları da 1953`ten önce şu şekilde idi: Ortada girişin önüne tekabül eden bölmenin tavanında, içinde merkezden çıkan ışınların yer aldığı beyzi bir göbek bulunmaktaydı. "Sultan Mahmud güneşi" tabir edilen bu süsleme şeması, adı geçen sultanın döneminde, 1835`teki tamirata ait olmalıdır.

Dışarıdan boyutları 6,2x5,6 m olan Merkezzade Şeyh Ahmed Efendi Türbesi`nin duvarları cami-tevhidhanenin duvarları ile aynı örgüye sahiptir. Türbeyi yaklaşık 4 m çapında tuğladan örülmüş bir kubbe örtmektedir.

Türbenin girişi doğu duvarında yer almaktadır. Beyaz mermerden sövelerle ve aynı malzemeden yekpare bir kemerle çerçevelenmiş olan kapının üst kesiminde türbenin ta`lik hatlı, manzum inşa kitabesi bulunmaktadır.

Tekkelerin kapatılmasını takip eden yıllar zarfında harap olmuş olan Şah Sultan Türbesi`nin yüzyılımızın ortalarına ancak bazı duvar bakiyeleri ulaşabilmişti. Bunlar 1953`teki restorasyonda sebepsiz yere yıktırılarak yapının bütün izleri yok edilmiştir. Kare yada dikdörtgen planlı bir bina olduğu, duvarlarının moloz taş örgüsü ile teşkil edildiği ve ahşap bir çatı ile örtülü bulunduğu anlaşılmaktadır. Caddeye bakan kuzey cephesinin ortasında kesme küfeki taşından pilastr başlıklı, gömme sütunlara oturan, kilit taşı çıkık sepet kulplu bir kemer kapıyı taçlandırmakta, bunun yanlarında aynı tarzda kemerlere sahip birer pencere görülmektedir. 8

Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, I, 256-260; Ay-vansarayî, Mecmua-i Tevârih, 243; Kut, Der-gehname, 235, no. 85; Çetin, Tekkeler, 587-588; Aynur, Saliha Sultan, 37, no. 168; Âsitâne, 11; Osman Bey, Mecmua-i Cevâmi, II, 6-7, no. 13; Münib, Mecmua-i Tekâyâ, 11; Ihsaiyat II, 21; Vassaf, Sefine, V, 273; Zâkir, Mecmuâ-i Te-kâya, 16-17; Öz, İstanbul Camileri, I, 137; Sözen, Mimar Sinan, 374; Behceti ismail Hakkı el-Üsküdarî, Merâkid-iMu`tebere-i Üsküdar, (yay. B. N. Şehsuvaroğlu), İst., 1976, s. 67-68; E. Esin, "Merkez Efendi (H. 870/1465 Sırala-n-959/1551) ile Şâh Sultan Hakkında Bir Haşiye", TM, XIX (1980), 65-92; Kuran, Mimar Sinan, 34, 255, 264, 302; Haskan, Eyüp Tarihi, I, 85-89, 263-265; M. Özdamar, Dersaadet Dergâhları, ist., 1994, s. 37.

8.Tanman, M.Baha, ’’Şah Sultan Camii ve Tekkesi’’, İstanbul Ansiklopedisi, c.7, İstanbul, 1994, s.125-127.

Reşad Ekrem Koçu’nun yayınladığı 1814-1815 tarihli bir Bostancıbaşı defterinde 25 ve 26. sıralarda Hançerli Sultan Yalısı ve Tekke kaydedilmiş.Buna dayanarak tekkenin derviş hücrelerinin sahilde yer aldığını öğreniyoruz.

Eyyub İskelesi — Bahariye Kasrı

EYYUBİENSARİ İSKELESİ
1) Zaimmehmedağa Mescidi Şerifi 
2) Talib Ağa zevcesinin hanesi
3) Halil Ağanın hanesi ve kurbinde kahvesi 
4) Keleş Hatun  dükkanı
5) Manav Musanın dükkanı
6) Kahveci Halil’in kahvesi
7) Hafızzadenin hanesi ve bir kahvesi
8) Divanı hümayun çavuşalrından İbrahimin kahvesi
9) Tığlıoğlu Çavuş halilesinin kahvesi
10)Zuamadan Mehmed Ağa’nın kayıkhanesi
11)Hamlacı Mustafanın kahvesi
12)Musa Hasekinin hanesi ve kayıkhanesi
13)Cebehane katibi Mustafa Efendinin hanesi ve kayıkhanesi
14)Mevaliden Bekirağazade Efendinin yalısı
15)Halen Mekke Mollası Mehmed Efendinin yalısı
16)Merhume validesultan hazretlerinin vakfı şerifinden kayıkhane ve bir bab kahve
17)Vakfı şerifden serapa beş adet kahve
18)Kurbinde imareti amire bahçesi
19)İsmetlu Hibetullah Sultan hazretlerinin sarayı
20)İsmetlu Hatice Sultan hazretlerinin sarayı
21)Hanımsultanzadenin sakin olduğu Çukur Yalı
22)Yalı hamamı
23)Ve iskelesi
24)Ve kayıkhane
25)Kurbinde Hançerli Yalısı,halidir
26)Kurbinde Şah Sultan hazretlerinin tekkesi
27)İbrahimhanzade kerimesinin yalısı
28)Hasırcı Seyyid Mustafa Ağanın yalısı
29)Kağıdçıbaşı Ahmed Ağanın yalısı
30)Nakkaş Mehmedin yalısı
31)Ketenci Elhac Abdullah Ağanın yalısı
32)Hacı Abdi Ağazade Hüseyin Ağanın yalısı
33)Elvansaray hamamcısının yalısı
34)Barutçu esnafından Hacı Kadrinin haneleri
35)Bahariye Kasrı Hümayunu. 9

MEVCUT DURUM

Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Şah Sultan’ın vakfettiği arazi üzerinde zaman içinde yapıların birbirine eklenmesi ile neredeyse bir külliye oluşmuştur.

• İlk olarak 1533 yılında sahilde Hançerli Sultan’dan inkital eden bir sahil saray.
• Yine sahilde Sünbüliye tarikatı için derviş hücreleri ve derviş evi.
• 1555’de Mimar Sinan’a yaptırılan tevhidhane (bugünki cami)
• Avlu kapısı üzerinde Sıbyan Mektebi.
• Yola cepheli çeşme ve kendi türbesi.
• Külliyeye hizmet veren matbah ve hamam.

1812’de postnişin Merkezzade Ahmed Efendi için türbe eklenmiş.

Zaman içinde, özellikle de II. Mahmud döneminde bağımsız ampir bir tevhidhane inşa edilmiş, çeşme ve türbe ampir üslubunda yenilenmiştir. Bu dönemde (1835) tevhidhane ve türbenin iç dekorasyonu da tamamen yenilenmiş, tevhidhaneye ahşap iki katlı bir mahfel eklenmiştir.

Yapı ile ilgili literatüre geçmiş her türlü bilgi ve belgenin incelenmesiyle de anlaşılacağı gibi bugün elimizdeki kısım sadece tekkenin Tevhidhanesidir.

Külliye yapılarından hiçbiri bugüne intikal etmemiştir. Elimizdeki Tevhidhane –Cami’de zaman içinde çok köklü onarımlarla neredeyse yeniden yapılmıştır.Yapının alt kotlarındaki beden duvarları ve minare kaidesi dışında orijinal kısmı kalmamıştır.Özellikle 1953 yılında Anıtlar Derneğinin yaptırdığı restorasyonda 16. yy. detaylarına dönülmeye çalışılmıştır.Bu restorasyonda, son cemaat yeri ahşap direkli olarak çıtakari tavanlı, mihrap ahşap stelaktitli olarak yeniden yapılmıştır.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1970 yılında yaptırdığı restorasyonda da özellikle çatılar yeniden yapılmış, tavan ve kadınlar mahfeli için betonarme plak döşemeler uygulanmıştır. Bu tavana içten çıtakari giydirilmiştir. Bu restorasyonlar da Encümen Arşivi fotoğraflarında gördüğümüz, niteliklerini tamamen kaybeden revzenler (bazıları dikdörtgen konturlu-demir doğramalı)aslına uygun tarzda yenilenmiştir.

Eski arazi konturları değişmiş ve küçülmüştür.1913 tarihli Alman Mavisi haritası-Encümen Arşivi fotoğraflarındaki yapılar (geç devir ahşap meşruta binalar) çakıştırıldığında, sadece yol genişlemesi değil, ayrıca sahilden de arazinin küçüldüğü görülmektedir.16. yy. tanımlamalarına bakıldığında 19. yy.’a gelene kadar sağ ve sol yanlardan da daraldığı anlaşılıyor. Arazi içine; 1961 hava fotoğraflarında da görülen caminin arka cephelerinde, yapıya çok yakın gelen muhdes bir imam evi yapılmıştır. Bu yapı bugün son derece niteliksiz bir görünümdedir. Yapının çukurda kalması ile sürekli su basmasına karşı kanallar yapılmıştır. Fakat bunlarda mimari ve bilimsel kriterlere uygun olarak yapılmamış niteliksiz detaylardır. Aynı şekilde tuvaletler yapısı son derece kötü bir yapıdır. Bahçe duvarları cami cemaati marifeti ile kötü bir mimaride tuğla kaplamalı ve demir parmaklıklı olarak yapılmıştır. Kazıklar üzerinde yapılan bütün sahil yapıları gibi zemin oturması ve Haliç’e doğru yatma göstermektedir.(bkz. zemin raporu ve statik raporu)

Son restorasyonlarda iç söveler, son cemaat yeri zemini, taç kapısı, mimberi, mihrabı nitelikleri bozularak yapılmıştır.Bütün bu yapılar restorasyonlar da bugün yine harap haldedir.Beden duvarlarında derzleri çimentolu ve bozuktur ve taş-tuğla erimeleri mevcuttur. Minare, detayları örtülecek şekilde sıvalıdır.Külahı ve alemi tamamen harap olmuştur.