YILDIZ SARAYI HAREM YAPILARI
BÜYÜKDERE`DE ART NOUVEU BİR YAPI
MİHRİMAH SULTAN CAMİİ (ÜSKÜDAR)
ARKEOLOJİ MÜZESİ
VAHDEDDİN KORUSU
RÜSTEM PAŞA CAMİİ
RAGIP PAŞA KÜTÜPHANESİ
KAYGUSUZ BABA TEKKESİ
TOPKAPI SARAYI REVAN KÖŞKÜ
SİNAN PAŞA CAMİİ ŞADIRVANI
AZAPKAPI SOKOLLU CAMİİ
OKAN AİLESİ KÖŞKÜ (SULTANAHMET)
SULTANAHMET CAMİİ
ŞAH SULTAN CAMİİ (EYÜP)
ARTDECO APARTMAN
ALMAN ÇEŞMESİ
YAĞLIKÇI RAŞİTPAŞA YALISI
KANDİLLİ`DE AHŞAP KÖŞK
SÜLEYMANİYE HALİÇ MEDRESELERİ
ÇAMLICA VİLLALARI
ARNAVUTKÖY OFİS BİNASI
 

Yeri: İstanbul-Süleymaniye
Yapım Yılı: 1550-1557
Mimarı: Mimar Sinan
Mal Sahibi: Vakıflar Genel Müdürlüğü
İşin Adı: Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon Projeleri

 

SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ

Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile Mimar Sinan tarafından 1550-1558/59 arasında yapılmıştır. Cami, üç türbe, bir sebil, dört medrese, Darül Hadis, Darül Kurra, Darüttıp, Darüşşifa, Darüzziyafe, Tabhane, Sıbyan Mektebi, Hamam, Arasta ve Çarşıdan oluşmuş Osmanlı mimarlığının Fatih Külliyesi ile birlikte en büyük yapılar topluluğudur.

Topoğrafyaya uygunluğu yapıları bir kat daha önemli kılar. Cami ve U şeklinde çevresini saran yapılar, Haliç’ten itibaren yükselerek yerleştirilmiştir. Caminin piramidal siluetini kendi mimarisinin kademeli yükselişi gibi medreselerinin (Rabi ve Salis) de aynı kademeli yerleşimi oluşturur ve destekler.

HALİÇ MEDRESELERİ

Salis (Üçüncü) ve Rabi (Dördüncü) Medreseleri:
Bir ara avlu ile bağlantılı ikiz yapı olarak tasarlanmıştır. Her iki yapı da üç yönde revak ve hücreli, iç avlularının aksında batı duvarında fevkani dersaneleri ile dikkat çeker.

Hücreler Haliç yönünde kademelendirilmiştir. Dış köşelerden verilen girişleri karşılayan avlularıyla toplam beş avlulu simetrik bir yapıdır. Kademeli hücrelerine rağmen Haliç yönünde  araziye yerleşiminde yine yüksektir. Bu kısıma iki medrese boyunca bir sıra hücre ile Mülazımlar (Stajyerler) Medresesi oluşturulmuştur. İkiz medresenin üçüncü avlusundan aşağı merdivenle iniş bağlantısı verildiği gibi güney yoldan ayrıca özel avlusundan da girişi vardır. Doğu avlu  duvarının tahkimatları içine helaları gizlenmiştir.

Bu üç medrese diğer yapılardan terkedilmişliği ile ayrılırlar. Sık sık değiştirilen tahsisatlarla akibetleri belirsiz bir hale gelmiştir.

Darülkurra: Tek kubbeli, kesmetaş, yüksek bir odadan ibarettir.

Darülhadis: Tek sıra, almaşık duvarlı, oda ve revak dizisinden oluşur. Örtüsü kurşun kaplı, kırma çatılıdır. Kanuni Sultan Süleyman’ın şeyhülislamı Ebussuud Efendi adına yapılmıştır. Dökmeciler Hamamı’na bakan köşesinde Sıbyan Mektebi’ne benzer planlı açık hayatlı yüksek dersane odası yeralır. Yola bakan alt sırasında yine dükkanlar dizisi vardır.

Yapılar genel olarak kesmetaş inşa edilmiş olmalarına karşın, Sıbyan Mektebi, Evvel ve Sani Medreselerinin içe dönük cepheleri ile Dökmeciler Hamamı ve Darülhadis’de tuğla dizileri ile almaşık duvar tekniği kullanılmıştır.
Avlularda, revakları oluşturan kesme taş pilonlar kullanılmış, yer yer bu düzen somaki mermer sütunlarla bozulmuştur. Bu sütunlar tek başlarına anlamlı gözükmese de külliye ölçeğinde ilginç bir simetri oluşturacak şekilde yerleştirilmişlerdir.

Külliye içinde dolaşmakla birçok sürpriz ayrıntıyı keşfetmek mümkündür. Ardından genele bakıp toparlarsak, yapılar topluluğunda inanılmaz bir ahenk,uyum ve birlikte tasararlanmanın bütünlüğü yapıların ilişkileri ve özellikle arazi kullanımındaki hüner sizi sarar.

Osmanlı’nın en parlak döneminin; yaratıcılarının ebedi mekanlarının külliye içinde yeralışı ile de yapılara atfedilen önemin kuvvetle vurgulandığını görürüz. Caminin kubbe ve mihraptan geçen ana aksı, Kanuni Türbesi ve Darülkurra ile net bir biçimde algılanır. Mimar Sinan’ın türbesinin, mütevazi kimliğine ve konumuna karşın, külliye içine yerleştirilmesi de tesadüf değildir.

Planlamanın tamamına baktığımızda, doğu (Haliç) tarafı yapılarının oturduğu yapı adalarının düzgün geometrilerde olmadığını görürüz. Bu durum sebilden başlayarak Mülazımlar ve Rabi Medreselerinin dış avlu duvarlarında, Dökmeciler Hamamı planlamasında ve Darülhadisin yerleşiminde net olarak görülebilir.Dökmeciler Caddesi ve Bab-ı Fetva Caddesinin (kısaca Fetva Yokuşu) çok daha erken yıllarda teşekkül ettiğini söyleyebiliriz.

Bu bölge Bizans döneminde teşekkül etmiş dolgu-imla diyebileceğimiz sistemle yer yer hafredilerek, yer yer tonozlarla setlendirilmiştir. Bu konuda, 1982 yılında Münih’te yapılan Uluslararası Türk Sanatları Kongresi’nde Sayın Dr. Nevzat İlhan bir bildiri sunmuş ve bölge topoğrafyasını ayrıntılı bir biçimde tanımlamıştır. Bu bilgilere göre, Bizans’ta oluşturulan tonozlu sistem onarım ve yeni eklemelerle Osmanlı’da devam etmiştir. Bu tonozlar cami avlu terasını oluşturduğu gibi Salis, Rabi Medreseleri altyapısını, Mülazımlar Medresesi avlusunu ve Fetva Yokuşu’nu oluşturuyordu.

-“Fetva Yokuşu’nun Haliç yönünü 12 metre yüksekliğinde bir Bizans duvarı taşımakta, bunun altındaki sette de üstüste Bizans ve Osmanlı tonozları bulunmaktadır.” (Dr. Nevzat İlhan)

Altyapısından itibaren bu denli öneme sahip yapılar bugün bilgisizlik ve tutarsızlık kurbanı olarak önümüzde duruyor.

Külliye içinde yeralan diğer yapılar, fonksiyon verilmek suretiyle yaşatılırken, Haliç yönündeki medreseler bir türlü doğru bir fonksiyona kavuşturulamamıştır. Bunlar, Salis, Rabi ve Mülazımlar Medreseleri’nin yeraldığı, ana yapı gibi cami aksındaki Darül Kurra ve Darül Hadis Medreseleri’dir. Darül Kurra boştur. Darül Hadis’te ise herbir oda işgal edilmiş olup konut olarak kullanılmaktadır. Altında yeralan dükkan dizisi ise 1924 yılından itibaren tek tek satılmış, özel mülk haline gelmiştir.

RESTORASYONA DAİR

Vakıflar Genel Müdürlüğü, zaman zaman yapıları tahsis ederek restorasyonlarını talep etmiştir. 1990 yılında, Haliç Medreseleri’nin tamamı Türkiye Diyanet Vakfı’na öğrenci yurdu olarak kullanılmak üzere tahsis edilmiştir. O yıllarda Salis Medresesi İslam Eserleri Müzesi’nin deposu, Rabi Medresesi ise bekçi evi olarak kullanılmaktaydı. Mülazımlar Medresesi ise şerbetçilerin deposu olarak işgalliydi.

Adı geçen yapıların tüm rölöveleri ve restorasyon projeleri Vakıfça hazırlatılarak, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları’nı Koruma Kurulu I Numaralı Bölge Müdürlüğü’nden onaylatıldı. Aradan geçen zaman içinde tahsisat kaldırıldı ve bu defa sadece Rabi Medresesi TUBA’ya (Türkiye Bilimler Akademisi) verilmiştir.

Kurşun tamiratları, kapı ve pencere doğramaları dışında zaten yapı ayaktadır. Bir an önce doğru fonksiyonun tespit edilmesi ve yapısal müdahaleye başlanması gerekmektedir. Batı duvarının Arasta’yı yeniden oluşturacak biçimde rekonstrüksiyonu yapılmalıdır.

Mülazımlar medreselerine de inen ara avlunun temizlik ve yüzey araştırmasına (küçük çaplı bir kazıya) ihtiyacı vardır.

Mülazımlar medresesinin dış avlu duvarının önemli ölçüde ve beden duvarlarının kısmen taş tamiratına ihtiyacı vardır.

Mülazımlar Medresesi avlu duvarı yanına bitişecek biçimde yapılanmış yeni binalardan arındırılmalıdır. Aynı yapılanma Rabi Medresesi girişinin yanı, yani Dökmeciler Hamamı karşısı için de geçerlidir. Çirkin yapıların ayıklanıp yapının algılanabilir hale gelmesi gereklidir.

Mülazımlar medresesi beden duvarı üzerindeki yuvalardan açı ve boyutları saptanabilen eliböğründelerle kurşun kaplı saçağı oluşturulmalıdır. 1990 yılında onaylatılan restorasyon projesinde yapılması gereken müdahalelerin tamamı görülmektedir. Darül Hadis ile birlikte bu medrese de işgalcilerden kurtarılmalıdır.

Kesin olan bir şey varsa, Salis, Rabi ve Mülazımlar medreseleri ayrı düşünülemez ve fonksiyon verilemez biçimde tek, büyük bir yapıdır ve çok önemli bir yapılar grubunun önemli bir parçasıdır. Son söz olarak külliyenin tamamını bir fikir projesi olarak yeniden ele almak ve irdelemek gereklidir. Örneğin bu denli önemli yapılardan Darüttıb’ın avlusunda aykırı bir yapının varlığı tartışılmalıdı.

  >>