YILDIZ SARAYI HAREM YAPILARI
BÜYÜKDERE`DE ART NOUVEU BİR YAPI
MİHRİMAH SULTAN CAMİİ (ÜSKÜDAR)
ARKEOLOJİ MÜZESİ
VAHDEDDİN KORUSU
RÜSTEM PAŞA CAMİİ
RAGIP PAŞA KÜTÜPHANESİ
KAYGUSUZ BABA TEKKESİ
TOPKAPI SARAYI REVAN KÖŞKÜ
SİNAN PAŞA CAMİİ ŞADIRVANI
AZAPKAPI SOKOLLU CAMİİ
OKAN AİLESİ KÖŞKÜ (SULTANAHMET)
SULTANAHMET CAMİİ
ŞAH SULTAN CAMİİ (EYÜP)
ARTDECO APARTMAN
ALMAN ÇEŞMESİ
YAĞLIKÇI RAŞİTPAŞA YALISI
KANDİLLİ`DE AHŞAP KÖŞK
SÜLEYMANİYE HALİÇ MEDRESELERİ
ÇAMLICA VİLLALARI
ARNAVUTKÖY OFİS BİNASI
 

Yeri: İstanbul-Üsküdar
Mimarı: Mimar Sinan
Mal Sahibi: Vakıflar Genel Müdürlüğü
İşin Adı: Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon Projeleri

 

MİHRİMAH SULTAN

(1522, İstanbul - Ocak 1578, İstanbul) I. Süleyman (Kanuni) ile Hürrem Sultan’ın kızı, Rüstem Paşa`nın eşi. Adı Mihr-mah, Mihrümah olarak da geçer. Doğum tarihini 1524 olarak veren kay¬naklar da vardır.

I. Süleyman`ın tek kızı olan Mihrimah`ın sarayda özel eğitim görerek, Doğu ve İslam kültürü ile yetiştiği, mektuplarındaki üsluptan anlaşılmaktadır. Evlenme yaşına geldiğinde, damat adayları arasında, Enderun`dan yetişme ve saray kurallarını iyi bilen Hırvat asıllı Rüstem Paşa en şanslı konumdaydı. Ancak, o sırada Diyarbekir beylerbeyi olan Rüstem Paşa`nın İstanbul`daki karşıtları, kendisinin cüzamlı olduğu dedikodusunu yaydılar. Gerçeğin öğrenilmesi için bir saray hekimi Diyarbakir`a gönderildi. Cüzamlılarda bit yaşamadığından, öncelikle Rüstem Paşa`nın iç çamaşırları kontrol edildi ve bit bulundu. Bu haber İstanbul`a ulaşınca sevinç nedeni oldu.
Şehzade Bayezid ile Cihangir`in sünnetleriyle birlikte düğün hazırlıkları başlatıldı. Düğün 11-26 Kasım 1539`da 15 gün sürdü. Tarihçi Mustafa Selânikî, Mihrimah Sultan`ın, Eski Saray`dan gelin çıktığını ve Vezirazam Hadım Süleyman Paşa`nın atından inip "tutuk-ı sultan önünce yürüyüp namus-ı saltanat ve kadr ü izzet gözettiğini" yazar. Mihrimah`a kadar, gelin olan sultanlar eşleriyle taşraya giderlerken, I. Süleyman ve Hürrem Sultan biricik kızlarının İstanbul`dan ayrılmasına izin vermediler. Bu, yeni bir hanedan geleneğine yol açtı. Sonraki sultanlar, eşleri taşra görevine gitse de İstanbul`da kaldılar.

Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa`nın veziriazam (1544-1553) olmasında rol oynadı. Bununla da yetinmeyerek annesi Hürrem ve eşi Rüstem Paşa ile güçlü ve etkili bir üçlü oluşturdu. I. Süleyman`ın büyük şehzade Mustafa`yı boğdurtmasında bu üçlü etkili oldu. Fakat bu olay nedeniyle gözden düşen ve azledilen Rüstem Paşa, Mihrimah Sultanla 2 yıl boyunca Üsküdar`daki sarayında oturdu. Kıskanç olduğu bilinen Rüstem Paşa, o sırada ağır bir rahatsızlık geçiren Mihrimah Sultan`ın tedavisi için, İspanyol asıllı bir hekimi saray haremine sokmak, eşini muayene ettirmek zorunda kaldı. Rüstem`in ikinci kez vezirazamlığa (1555-1561) getirilmesini sağlayan Mihrimah, bu kez, öz kardeşleri Bayezid ile Selim`in geleceğe dönük taht mücadelesinde Bayezid`i destekledi. Ancak bu girişim de Bayezid`in isyanı ve idamı (1562) ile dramatik bir biçimde sonuçlandı. Şehzade Selim tahtın tek vârisi kaldı.

Sarayda özel bir konumu olan ve babasının sevgisini her zaman sıcak tutmayı başaran Mihrimah, annesi Hürrem Sultan`ın (1558), eşi Rüstem Paşa`nın (1561) ölümlerinden sonra, babası da ölünce (1566) kardeşi II. Selim`e, cülus sonrası sıkıntılarında yardımcı oldu. Tarih-i Selânikîde yazdığına göre "sultanların en büyüğü ve saygını" olarak yeni padişahla tüm sorunları görüştü. İvedi ve önemli harcamalar için Hazine-i Amire`nin açılmasına razı olmaya¬rak kendi servetinden II. Selim`e 50.000 altın borç verdi.

Osmanlı sarayında kadınlar saltanatını başlatanların ilk sırasında yer alan Mihrimah Sultan aynı zamanda büyük bir servete sahipti. Babasının tahsis ettiği geliri yüksek haslardan başka, Rüstem Paşa`nın rüşvetle edindiği ve Osmanlı tarihinin en büyük serveti sayılan mirası da kendisiyle kızı Hümâşah`a kaldı. Rüstem Paşa`nın kardeşi olup çocuksuz ölen Kaptan-ı Derya Sinan Paşa`nın mirasından da yararlandılar. Servetinin günlük getirişi 2.000 altına ulaşan Mihrimah Sultan, hayır ve bayındırlık işlerine yöneldi. Bununla birlikte siyasi kararlarda etkili olma, atama ve uzaklaştırmalara müdahale etme tutkusundan II. Selim döneminde de (1566-1574) vazgeçmedi. Örneğin, vezirliği kaldırılan ve emekli edilen Ahmed Paşa`ya 25 gün son¬ra yeniden vezirlik verilmesini sağladı.

Mihrimah Sultan, babasının Süleymaniye, annesinin Haseki, eşinin Rüstem Paşa külliyelerine koşut olarak Edirnekapı`da ve Üsküdar`da iki büyük külliye yaptırtarak kentin imarına katkıda bulundu. İstanbul dışındaki önemli bir tesisi ise Arafat Dağı`ndan Mekke`ye döşettiği suyoludur.

Mihrimah Sultan, yeğeni III. Murad`ın (hd 1574-1595) ilk saltanat yıllarını da gördükten sonra genç sayılacak bir yaşta öldü ve Süleymaniye`deki türbesine gömüldü. Rüstem Paşa`dan bir oğlunun olduğu bilinmekteyse de adı ve kimliği konusunda açıklık yoktur. Kızı, Ayşe Hümâşah Hanım Sultan`dır (1543-1594). İlk evliliğini Sadrazam Semiz Ahmed Paşa ile yapan Hümâşah 1580`de Ahmed Paşa ölünce nişancı Feridun Bey`le (Paşa) (1582) evlendi. Mihrimah Sultan`ın, kızının bu evliliklerinden olan torunları Karahisar Sancakbeyi Osman Bey, Kilis Sancakbeyi Mustafa Paşa ile müteferrika Ahmed Bey`dir. Abdurrahman Bey`in oğlu Sultanzade Mehmed Paşa, Sultan İbrahim döne¬minde veziriazamlık yapmıştır.

Bibi. C. Baysun, "Mihrimah", İA, VIII, 307-308; Mustafa Selânikî, Tarih-i Selânikî, (haz. M. İpşirli), ist., 1989, s. 37, 43, 95, 170, 186, 262; Sicill-i Osmanî, I, 83; 1. Parmaksızoğlu, "Mihrimah veya Mihrümah Sultan", TA, XXIV, 154;  Uluçay, Padişahların Kadınları, 38-39; M. Ç. Uluçay, Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları,İst., 1950, s. 45-47; ay, Harem, II, Ankara, 1985, s. 47 vd.

Sakaoğlu, Necdet., Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt:5, “Mihrimah Sultan”, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını, İstanbul, 1994, s.453-454.

MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ (ÜSKÜDAR)

İstanbul`da Üsküdar semtinde İskele Meydanındaki setin üstünde yer alan, cami, medrese, aşhane, tabhane ve sıbyan mekte¬binden oluşan külliye. I. Süleyman`ın (Kanuni) kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan`a yaptırılmış, 1548`de tamamlanmıştır.

İskele Camisi olarak da bilinen cami, enlemesine dikdörtgen planlı bir yapıdır. Büyük merkezi kubbesi batı, doğu ve kıble yönlerinde birer yarım kubbeyle desteklenir. Dikdörtgenin güneydoğu ve güneybatı köşeleri de iki küçük kubbeyle örtülmüştür. Beş kubbeli son cemaat yerini önden ve yanlardan saran kurşun kaplı ahşap sundurma Sinan`a özgü bir uygulamadır. Tam ortada kuzeye doğru bir çıkıntı yaparak buradaki şadırvanı da örten sundurmanın mermer sütunlarının arası madeni şebekelerle kapatılmıştır. Birer şerefeli iki minare cami kütlesinin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde yer alır.

Caminin doğusundaki kare avlulu medre¬seye batı cephesinin ortasındaki kapıdan girilir. Avlunun dört yanını kubbeli revaklar sararsa da, yalnız kuzey ve güney revaklarının arkasında hücreler vardır. Doğu revakının tam ortasında gene kare planlı kubbeli dershane bulunur. Dershanenin iki yanındaki bir dehlizden arkadaki bahçeye geçilir. Yapı bugün Üsküdar Sağlık Merkezi olarak kullanılmaktadır. Camiyle medrese arasındaki bağlantı yolunun hemen güneyindeki Sadrazam Edhem Paşa ve kuzeyindeki Sinaneddin Yusuf Paşa türbeleri Sinan`ın yapıtı değildir, külliyeye sonradan eklenmiştir. Caminin haziresindeki Kaptanıderya Sinan Paşanın mezarının da, tarihi olmakla birlikte, Sinan`ın elinden çıkıp çıkmadığı bilinmez.

Cami avlusunun güney duvarı boyunca uzanan sokağın öbür yanında, birbirine bitişik iki tane kare planlı mekândan oluşan sıbyan mektebi vardır. Her ikisi de birer kubbeyle örtülü bu mekânlardan batıdaki dershanedir; doğudaki ise sokağa bakan yanı açık bir eyvan biçiminde düzenlenmiştir. Burası bugün çocuk kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

Külliyenin aşhanesiyle tabhanesinden günümüze hiçbir iz kalmamıştır.

Ana Britanica, c.16, Ana Yayıncılık A.Ş.,İstanbul,1989, s.71.

MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ

Üsküdar Meydanı`nda yer almaktadır. Sinan`ın Şehzade Camii ile aynı zamanda bi¬tirdiği bu külliye İstanbul fizyonomisinin Anadolu yakasındaki önemli öğelerinden biridir.

Caminin cümle kapısı üzerindeki Arapça kitabe Zilhicce 954/Temmuz 1548`de I. Süleyman`ın (Kanuni) (hd 1520-1566) kızı "Hanım Sultan" (Mihrimah Sultan) tarafından yaptırıldığını yazmaktadır. İ.H. Konyalı Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi`nde 957 tarihli ve Mihrimah Sultan`la Rüstem Paşa`nın vakıflarına ait defterde külliyenin "cami, on altı hücre ve dersha¬neli medrese, sekiz bab misafirhane, ahur, bir kiler, bir anbar ve bir han"dan oluştuğunun yazılı olduğunu söyler. Burada sözü edilen tabhane (ya da mihmanhane), imaret ve han bugün yoktur. Peçevi, külliyenin Kanuni tarafından yaptırılmış olduğunu yazar; "Mihrimah Sultan için Üsküdar`da lebideryada vaki iki bab kervansaray ve medrese, mektep, cami ve imaret serapa ol padişahın hayratından mahsup olup cümlesi kendi fermanı şerifleriyle ve ekser masarif ve levazımları canibi ailelerinden verilmekle bina olunmuştur". Mihrimah Sultan Külliyesi, eski gravürlerde de görüldüğü gibi, kıyıya çok yakın bir set üzerinde denize açılan çift revaklı son cemaat mahallini örten büyük saçağı ve köşkü ile Boğaziçi`nin başlangıcında, bugünkünden de etkili olağanüstü bir mi¬mari gösteriydi. C. Baysun bu külliyenin yakınında sultanın kendisine bir de saray yaptırdığını yazar.

Cami: Sinan`ın sultan ve vezirler için yaptığı bütün yapılar gibi Üsküdar İskelebaşı`nda yaptığı bu cami de onun sürekli mekân araştırmaları içinde yeni bir sınamadır. Süleymaniye Camii`nde Ayasofya şemasını, belki de sultanın isteğiyle, rasyonalize etmek, Şehzade Camii`nde kubbeli strüktürün ideal bir çözümünü gerçekleştirmek ve kanımca, Kılıç Ali Paşa`nın kişi¬sel isteğinin ifadesi olarak Ayasofya şemasının yinelendiği Tophane`deki Kılıç Ali Paşa Camii dışındaki bütün camilerinde son cemaat mahallinden doğrudan doğruya kubbealtına girilir. Sinan kubbeyle örtülü bir hacmin en güçlü etkisinin doğrudan kubbealtına girerek elde edildiğini kabul etmiş olmalıdır. Sinan`ın altıgen ve sekizgen şemaları kullanması da bu etkiyi değişik volümetrilerde denemek istediğini gösteriyor. Mihrimah Sultan Camii`nin özelliği de, aynı zamanda yapılmakta olan Şehzade Camii planının yerine burada gi¬riş yarım kubbesinin kaldırılmış olmasıdır. Başka bir deyişle Şehzade Camii merkezi planlı, kubbeli yapı fikrinin Sinan tarafından son denemesi ise, Mihrimah Sultan Camii Sinan`ın kendi yolunda mekân tasarımlarının ilk basamağıdır. Sinan bu planında sadece kubbenin daha etkili olduğu bir hacim elde etmenin yanında caminin kullanılışı, safların oluşması açısından her zaman yeğlenen enine bir namaz mekânı fikrini de gerçekleştirmiştir. Burada da alt yapı ile kubbeler arasında Şehzade Camii`ndeki gibi orta kubbede pandantif yarım kubbelerde mukarnas süslü tromplar kullanılmıştır. Fakat orta kubbenin 10 m`den küçük çapı nedeniyle, Şehzade Camii`nde olduğu gibi, burada güçlü bir yan payanda sistemini saklayan dış revak sistemi söz konusu değildir, iç mekândaki iki filayağı, Sinan`ın başka yapılarında olmayan dört yapraklı yonca biçiminde tasarlanmıştır. Müezzin mahfili giriş kapısı üzerindedir. Son cemaat mahalline pencerelerle açılan mükebbire, caminin yapıldığı dönemden değildir. Namaz mekânının dış biçimlenişi açısından bu cami Sinan`ın geometrik kuruluşu en saf olan yapılarından biridir. Kaideleri üzerinde Türk üçgenleriyle yükselen tek şerefeli minareler de Sinan üslubunun daha sonraki dönemlere göre daha ağır kulesel proporsiyonlarına sahiptir.

Bezemesel program, kalan özgün öğeleriyle çağını yansıtır. Mermerden mukarnaslı mihrap ve mermer minber klasik dönem özelliklerini taşır. Enteryörde kakma tekniğiyle ve iyi bir işçilikle yapılmış kürsü ve pencere kapakları ve giriş kapıları vardır. Bezeme açısından ilgi çeken bir başka detay da, girişe göre soldaki minarenin son cemaat mahalline açılan kapısı üzerinde, bir mozaik gibi işlenmiş "kelime-i tevhid" yazıtıdır.

Mihrimah Sultan Camii`nin en etkili öğesi klasik son cemaat mahallini çevreleyen geniş ikinci sıra revak ve denize doğru çıkan şadırvanlı köşküdür. Denize uzanan bir köşk altındaki bu mermer şadırvanın planı yirmi köşeli bir poligondur. Geometrik desenli şebekeleri vardır ve konumu itibariyle İstanbul`un en güzel abdest alma yerlerinden biridir. Köşkün al¬tındaki çeşme 17. yy’da eklenmiştir. Vaktiyle hemen kıyıdan yükselen istinat duvarları üzerinde bu kompozisyon Sinan`ın arsanın konumuna ve çevreye duyarlı mimari tasarımının güzel tanıklarından biridir. Dış avlunun asimetrik girişleri ve merdivenleri de (gerçi bunların özgün dönemden kaldığını savunmak zordur) bugün bu yapının pitoreskini artıran öğelerdir.

Medrese: Girişi caminin dış revağından gelindiğine göre yerleştirilmiş olan 16 hücreli medresenin cami ile paralel olabilecekken biraz daha kuzeye dönük yapılması vaziyet planındaki yerleşme düzeninin kı¬yı çizgisini izlediği kanısını uyandırıyor. Dershane ve onun iki yanındaki odaların önündeki avlu revağı cami tarafında avlu duvarının önünde dönmektedir. Sinan`ın birçok medresesinde bir tarafı serbest bırakılmış medrese avlusu düzenlemiştir. Revaklar arkasındaki avlu duvarı pençeleriyle dış çevre ile bağlanan bu avlular dön taralı odalarla çevrili olan avlulara göre mekân vurgusu daha etkili bir Sinan motifi olarak kabul edilebilir. Medresenin helâları dershanenin iki yanındaki tonozlu koridorlardan çıkılan küçük bir avludaydı. 1961`de sağlık merkezi olarak restore edilen medrese, revakların kapanması ve başka işlevsel müdahalelerle iç mekân özelliklerini yitirmiştir.

Sıbyan Mektebi: Caminin kıble tarafına ondan küçük bir yolla ayrılan darü`ssıbyan kubbeli bir açık eyvan ve kapalı kubbeli bir dershaneden oluşur. Yokuş üzerinde inşa edildiği için kapalı dershanenin altına bir dükkân yapılmıştır. Merdivenle çıkılan yolun üst seviyesinden eyvana girilir. Caminin yapıldığı tarihte bu yol külliye sınırı içinde kalmış olabilirdi. Bu ilginç şema artık tümüyle kubbeli kareler¬den oluşan modüller üzerine kurulu işlevsel tasarım geleneğinin Sinan elindeki güzel uygulamalarından biridir.

Han: Cami arkasında arazinin kuzeydo¬ğuya doğru yükseldiği düşünülünce bü¬yük bir olasılıkla külliyenin diğer yapıları da güneybatıya doğru, o sırada daha içerilere giren Üsküdar Koyu boyunca diziliyorlardı. 1933 tarihli Pervititch haritasında yakın bir tarihte yıkıldığı yazılan bir Kurşunlu Han`ın konturları gösterilmiştir. Oysa 1. Dünya Savaşı sırasında yapılan bir haritada, bu hanın arsası bir ada olarak durmakla, fakat üzerinde bir tarihi yapı işareti bulunmamaktadır. Melling`in Beyoğlu`ndan Üsküdar`ı gösteren bir gravüründe (18. yy sonu) deniz kenarında bir han görülmektedir.

Külliyenin tabhane odaları ve imaretinin izleri şimdiye kadar saptanamamıştır. Fakat bunların cami dış avlusunun ve şadırvanlı köşkün denize karşı konumları düşünülecek olursa, caminin güneybatısında yerleşmiş oldukları söylenebilir. 1772` de çıkan bir yangında çevresindeki dükkânlarla birlikte tabhanenin yandığı bilinmektedir.

Cami ile medrese arasında Mihrimah Sultan`ın iki oğlunun sandukalarını içeren bir türbe vardır. Bu türbe külliyeye sonradan eklenmiştir. Bunun güneyindeki ye¬ni türbe ise Sadrazam İbrahim Edhem Paşa`nındır (ö. 1893). Son cemaat yerinin güneybatı bölümünde ise revak altında, oldukça az rastlanan bir uygulama olarak Rüstem Paşa`nın başka bir karısından olan ve 984/1576-77`de ölen oğlu Osman Bey`in sandukası bulunmaktadır. Külliyenin naziresi ise caminin kıble tarafındadır. Burada klasik dönemden kalan değerli mezar taşları ve sandukalar vardır. Cağalazade ailesine ait çok sayıda mezar bu hazirededir. Fakat bu nazirenin en önemli yapıtla¬rından biri Rüstem Paşa`nın kardeşi Kaptan-ı Derya Sinan Paşa`nın itinalı bir işçi¬lik ve muhteşem bir tasarımla yapılmış olan sandukasıdır.

Üsküdar İskele Meydanı`nın açılmasından önce yapılan gravürlerde caminin deniz tarafına yapışmış ahşap dükkân sıraları görülür. Beşiktaş`tan Üsküdar`a geçen deniz ulaşımının çıktığı yer olan Üsküdar İskelebaşı`ndaki çarşı 16. yy`da yapılan Mihrimah Sultan Hanı`nın buraya yapılmasıyla gelişmiş olabilir.

Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, II, 186; Konyalı, Üsküdar Tarihi, I, 213-231; A. Kuran, "Üsküdar`da Mihrimah Sultan Külliyesi", Boğaziçi Üniversitesi Dergisi- Hümaniter Bilimler, S. III (1975), s. 43-72; S. Saatçi, Mimar Sinan`ın Yapılarındaki Kitabeler, İst., 1988, s. 37-39.

Kuban, Doğan., Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt:5, “Mihrimah Sultan Külliyesi”, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını, İstanbul, 1994, s.456-457.