YILDIZ SARAYI HAREM YAPILARI
BÜYÜKDERE`DE ART NOUVEU BİR YAPI
MİHRİMAH SULTAN CAMİİ (ÜSKÜDAR)
ARKEOLOJİ MÜZESİ
VAHDEDDİN KORUSU
RÜSTEM PAŞA CAMİİ
RAGIP PAŞA KÜTÜPHANESİ
KAYGUSUZ BABA TEKKESİ
TOPKAPI SARAYI REVAN KÖŞKÜ
SİNAN PAŞA CAMİİ ŞADIRVANI
AZAPKAPI SOKOLLU CAMİİ
OKAN AİLESİ KÖŞKÜ (SULTANAHMET)
SULTANAHMET CAMİİ
ŞAH SULTAN CAMİİ (EYÜP)
ARTDECO APARTMAN
ALMAN ÇEŞMESİ
YAĞLIKÇI RAŞİTPAŞA YALISI
KANDİLLİ`DE AHŞAP KÖŞK
SÜLEYMANİYE HALİÇ MEDRESELERİ
ÇAMLICA VİLLALARI
ARNAVUTKÖY OFİS BİNASI
 

Yeri: İstanbul-Üsküdar
Yapım Yılı ve Mimarı: 1. Kısım 1891  Alexandre Vallaury 
    2. Kısım 1903  Alexandre Vallaury-Philippe Bello 
    3. Kısım 1907  Halil Edhem Bey
Mal Sahibi: T.C. Kültür Bakanlığı
İşin Adı: 2005 Rölövesi

 

ARKEOLOJİ MÜZELERİ

Sultanahmet`te, Gülhane Parkı girişinin sağından Topkapı Sarayı Müzesi`ne çıkan Osman Hamdi Bey Yokuşu`nun sol tarafındadır.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri idaresi altında Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi, Çinili Köşk Müzesi yer alır. Bu yüzden, kurulduğundan bu yana çoğul olarak “İstanbul Arkeoloji Müzeleri” diye adlandırılmıştır.

Bu müzelerde 60.000 arkeolojik eser, 800.000 sikke, 75.000 çiviyazılı tablet, 2.000 civarında Türk çini ve keramiği ile kütüphanesinde 70.000`i aşkın kitap bulunmaktadır.

İstanbul`da ilk müze, Abdülmecid zamanında Tophane Müşiri Ahmed Fethi Paşa (1801-1858) tarafından gerçekleştirilmiş ve 1846`da, Topkapı Sarayı`nın dış avlusunda, o tarihe kadar cephane ambarı olarak kullanılan 6. yy Bizans yapısı Aya İrini Kilisesi`nde (Hagia Eirene) çeşitli eski silahların toplanması suretiyle oluşturulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu`nun çeşitli bölgelerinde bulunan eski eserler İstanbul`a getirilmeye ve Aya İrini`de toplanmaya başlanmıştır.

Böylece, Aya İrini`de iki bölümden oluşan bir koleksiyon oluşmuştur. Bu koleksiyonlara Mecma-i Asâr-ı Atika (Eski Eser Koleksiyonu) ve Mecma-i Esliha-i Atika (Eski Silah Koleksiyonu) ad¬ları verilerek Arkeoloji Müzesi ile Askeri Müze`nin temelleri atılmıştır.

Bu küçük müzenin basit bir katalogu İstanbul`u ziyaret eden Albert Dumont tarafından 1867`de hazırlanmıştır. Dumont`un bildirdiğine göre, burada Yunan, Roma, Erken Hıristiyan ve Bizans eserleri bulunmakta, bunlar camekânlı dolapları olan kapalı büyük bir salonda, bu salonun önündeki açık avluda ve Harbiye Ambarı`nın girişinin solunda bulunan açık avluda sergilenmektedir.

Toplanmış eserlere ilk defa müze adı Âli Paşa`nın (1815-1871) sadrazamlığı ve Saffet Paşa`nın (1814-1883) Maarif nazırlığı sırasında verilmiş, koleksiyon Müze-i Hümayun adını almıştır.

Saffet Paşa vilayetlere genelgeler yollayarak arkeolojik eserleri toplamalarını ve bunları kırılmayacak şekilde ambalajlayarak müzeye göndermelerini istemiştir. Kuzey Afrika`da Trablusgarp Valisi Ali Rıza Paşa ile müsteşarı Karabella Efendi, Selanik Valisi Sabri Paşa, Girit`te Lasit Mutasarrıfı Kostaki Paşa Adossides, Konya Valisi Abdurrahman Paşa en çok eser gönderenlerdir.

Temmuz 1869`da dönemin müze müdürü Edward Goold, Kapıdağı Yarımadası`nda Kyzikos antik yerleşmele¬rinde kazı yaparak, oradan çok miktarda eser getirmiştir.

Ahmed Vefik Paşa 1872`de Maarif nazırı olunca, bir dönem kaldırılan Müze-i Hümayun Müdürlüğü`nü yeniden kurmuş ve başına Dr. Philipp Anton Dethier adında bir Almanı getirmiştir.

Dethier 1847`de Atmeydanı`nda çalışmış, Yılanlı Sütun`u meydana çıkarmıştır.

Dethier`in müdürlüğü sırasında 1873`te H. Schliemann Troia`da bulduğu eserleri Yunanistan`a götürmüş, Dethier bu eserlerin geri alınması için çok uğraşmış, fakat başarılı olamamıştır. Ancak, bundan kısa bir zaman sonra, 1874`te ilk Âsâr-ı Atika Nizamnamesi yayımlanmıştır. Bu yönetmelik, bulunan eski eserlerin sadece üçte birinin, bulan tarafından yurtdışına götürülmesini öngörmekteydi.

Dethier`in Kıbrıs`tan 88 sandık eski eserle dönmesi üzerine başka bir binaya gerek duyulmuş, önce yeni bir bina inşa edilmesi üzerinde durulmuş, fakat bu isteğin yerine getirilmesi mümkün olmadığından, Çinili Köşk`ün müzeye çevrilmesi uygun görülmüştür.

Yeni müze binasına eserlerin taşınması, değişiklikler, yeniden düzenleme hayli uzun sürmüş, Ağustos 1880`de mü¬zenin açılış töreni yapılabilmiştir. Goold zamanında 160 olan eser adedi Dethier zamanında 650`ye yükselmiştir. Dethier müzeyi geliştirmek için çalışmalar yapmış, müzenin küçük bir katalogunu hazırlamış fakat bunu bastıramamıştır.

Dethier`in ölümü (1881) üzerine Sadrazam Edhem Paşa`nın oğlu ressam Osman Hamdi Bey Müze-i Hümayun`un müdürlüğüne atanmış, onun bu işin başına geçmesiyle Türk müzeciliğinde yeni bir dönem ve çığır açılmıştır.

Osman Hamdi Bey, bir taraftan mevcut eski eser koleksiyonlarını bilimsel bir tarzda sınıflandırmış ve düzenlenmesi ile uğraşmış, diğer taraftan yabana arkeologlar getirterek onlara eserlerin kataloglarını hazırlatmıştır.

Müzeyi zenginleştirmek için 1883-1895 arasında Nemrut Dağı, Myrina, Kyme ve diğer Aiolia nekropollerinde ve Lagina Hekate Tapınağı`nda kazılar yapmış ve bulduğu eserleri müzeye getirmiştir. 1887-1888`de Sayda`da Krallar Nekropolü`nde yaptığı kazıda içlerinde dünyaca ünlü İskender Lahti denilen lahit ile Ağlayan Kadınlar, Satrap, Likya ve Sayda kralı I. Tabnit`in lahitleri de bulunan önemli eserleri meydana çıkarmıştır.

Mevcut müze binası küçük olduğundan bu lahitler için yeni ve günün koşullarına uygun bir müze binası yapımı gereği doğmuştur. Osman Hamdi, Çinili Köşk`ün tam karşısına, o dönemin ünlü mimarlarından ve Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi hocalarından mimar Alexandre Vallaury`ye yeni bir müze yaptırmıştır.

Yeni bina "Lahitler Müzesi" adıyla 13 Haziran 1891de açılmıştır. `Âsâr-ı Atika Müzesi" olarak da anılan bu yapı 19. yy. sonlarında, dünyada müze binası olarak tasarlanıp yapılan 8-10 müze binası arasında yer almasıyla da büyük bir önem taşımaktadır.

Osman Hamdi Bey, bu görkemli müzenin gelişmesi için çok çaba harcamış, eserlerin ve müzenin düzenlenmesinden başka, bunları çeşitli yayınlarla bilim dünyasına tanıtmış ve kataloglarının hazırlanmasını sağlamıştır.

Özellikle Gustav Mendel`e hazırlattığı Heykeltraşlık Eserleri Katalogu, (Catalogue des sculptures Grecques, Romaines et Byzantines, [ist. 1912-1914]) ile Pişmiş Toprak Figürinler Katalogu (Catalogue des figurines Grecques de terre cuite, [ist., 1908]) bugün bile değerlerinden bir şey kaybetmemiştir.

Müzelerin bir eğitim ve araştırma merkezi olduğunu iyi bilen Osman Hamdi Bey, müzenin içinde bir de büyük kütüphane kurmuştur. Müdürlüğü döneminde 15 bine ulaşan bilimsel ki¬tap ve derginin çoğunu kişisel dostluk ve gayretleriyle Avrupa ülkelerinden bağış yoluyla sağlamıştır.

Müze koleksiyonlarında Balkanlar`dan Afrika`ya, Anadolu ve Mezopotamya`dan Arabistan Yarımadası`na ve Afganistan`a kadar bir zamanlar Os¬manlı İmparatorluğu sınırları içinde yer alan bölgelerden, değişik kültürlere ait zengin ve çok önemli eserler vardır.

Osman Hamdi Bey 1910`da ölünce yerine kardeşi Halil Edhem (Eldem) tayin edilmiş, 1931`de emekliye ayrılana kadar bu görevde kalmıştır. 1931-1953 arasında Aziz Ogan müdürlük yapmış, daha sonra da sırayla, Rüstem Duyuran (1954-1961), Necati Dolunay (1962-1978), Dr. Nezih Fıratlı (1978- 1979), Aykut Özet (1979-1980), Altan Akat (1980-1981), Dr. Nuşin Asgari (1982-1985), Alpay Pasinli (1985) bu görevi sürdürmüşlerdir.

Osman Hamdi Bey`in yaptırdığı Arkeoloji Müzesi binası, üzerinden 100 yıla yakın uzun bir zaman geçmesinden ötürü, son yıllarda gerek yapı olarak eskimiş, gerekse geçen zaman içinde çok sayıda eserin yan yana dizilmesiyle, teşhiri kalabalık, sıkışık, hatta sıkıcı bir hal almış ve adeta bir depo niteliğine bürünmüştü. Hem binayı restore ederek, çağdaş, eğitici ve anlaşılır bir sergileme yapmak, hem de müzenin Topkapı Sarayı avlusuna bakan arka cephesine bitişik 4 katlı yeni ek binanın birkaç katını ziyarete açabilmek için 1988`den itibaren çalışmalara başlanmış, çalışmalar 1991`de sonuçlandırılmıştır.

Müzenin kuruluşunun 100. yılı olan 13 Haziran 1991`de, ana binanın restore edilerek yeniden düzenlenen 8-20 no`lu salonları ile ek binanın üst iki katı çağdaş bir müzecilik anlayışıyla ziyarete açılmıştır.

Restorasyon ve mekânların yeniden düzenlenmesinden sonra Arkeoloji Müzeleri`nde sergilenmekte olan en önemli parça ve koleksiyonlar arasında, ana binadaki Sidan (Sayda) Kral Nekropolü lahitleri (İskender, Ağlayan Kadınlar, Satrap vb); arkaik dönemden Roma dönemi sonuna kadar heykeller, Kyme, Milet ve Ilgın`da bulunmuş Ana Tanrıça Kybele`ye adanan adak stelleri; Halikarnassus Mausoleum`una ait adak kabartmaları, Bergama Zeus Sunağı`ndan heykel parçaları, İskender başı, Afrodisias, Efesos ve Miletos`ta bulunan heykeller; küçük boyutlu çanak çömlek, pişmiş toprak figürinler; "Hazine" bölümünde, takı ve kıymetli süs eşyaları, sikke kabineleri vardır.

Yeni ek müze binasında "Anadolu`nun Çevre Kültürleri" bölümünde Kıbrıs`ta, Filistin-Suriye bölgesinde, Beyrut, Sayda, Sebasteia, Megiddo vb. mer¬kezlerde yapılmış kazılarda bulunmuş eserler; "Anadolu ve Truva Kültürleri" bölümünde Trakya bölgesinden Truva`ya, Frigya ve Gordion`a kadar çeşitli arkeolojik buluntular sergilenmektedir.

1991`de yapılan yeni teşhirde, müze koleksiyonlarındaki eserler çağdaş ve yeni bir anlayışla sergilenmiştir. Bu sergilemede, panolar ve video köşeleri ile ziyaretçilere daha fazla bilgi verilmesi düşünülmüş; çizim, fotoğraf, maketler ile kolay ve eğitici bir sergileme yapılmıştır.

1991`de teşhire açılan bu bölümler yerli ve yabancı kamuoyunda büyük bir ilgi ve beğeni toplamış, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, 17 Avrupa ülkesinden 46 müze arasından EMYA (Avrupa`da Yılın Müzesi Ödülü) Komitesi tarafından seçilerek Avrupa Konseyi`ne önerilmiş ve konseyin kültür ve eğitim komisyonunca 1993 yılı "Avrupa Konseyi Müze Ödülü"ne layık görülmüştür.

Bibi. G. Mendel, Catalogue des Sculptures grecques, romaines et byzantines, I-III, İst., 1912-1914; E. B. Şapolyo, Müzeler Tarihi, İst., 1932; H. E. Eldem, "Müzeler", Birinci Türk Tarih Kongresi Bildirileri, Ankara, 1932; A. Ş. Hisar, "Bizde Müzeciliğin Başlangıçları", Ülkü, no. 8, 1933; ay, "Müzelerimiz ve Hamdi Bey", Ülkü, no. 14 ve no. 16, 1934; A. Oğan, "Türk Müzeciliğinin yüzüncü yıldönümü", TTOK Belleteni, S. 61, 1947; T. Öz, "Ahmet Fethi Paşa ve Müzeler", Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi, V, 1949; S. Eyice, "İstanbul Arkeoloji Müzeleri`nin ilk müdürlerinden Dr. Ph. Anton Dethier hakkında notlar", İstanbul Arkeoloji Müzeleri Yıllığı, 9 (1960), s. 45-52; K. Su, Osman Hamdi Bey`e Kadar Türk Müzesi, İst., 1965; M. Cezar, Sanatta Batı`ya Açılış ve Osman Hamdi, İst., 1971; N. Dolunay,İstanbul Arkeoloji Müzeleri, ist., 1973; M. Önder, Türkiye Müzeleri ve Müzelerdeki Şaheserlerden Örnekler, Ankara, 1977; İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi, İst., 1981; S. Eyice, "Arkeoloji Müzesi ve Kuruluşu", TCTA, VI; A. Pasinli, İstanbul Archaeological Museums, İst., 1989; ay, "13 Haziran 1991`de 100. kuruluş yılını kutlayan İstanbul Arkeoloji Müzeleri`nin yeni açılan bölümleri", Müze-Museum, S. 4, 1990-1991, s. 68-72; A. Pasinli-S. Balaban, Türk Çini ve Keramikleri, Çinili Köşk, ist., 1992; A. Pasinli, "Osman Hamdi Bey`in Müzecilik Yönü ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri",  I. Osman Hamdi Bey Kongresi Bildirileri, İst., 1992, s. 147-152.

ALPAY PASİNLİ

 

ARKEOLOJİ MÜZELERİ BİNASI

Sultanahmet`te, Topkapı Sarayı dış avlusunun kuzeyinde, Haliç girişine inen yamaçta ve üzerinde Çinili Köşk`ün de yer aldığı platodadır. Topkapı Sara¬yı, Darphane ve Gülhane Parkı tarafından çevrelenmiş olan alandaki müzelere, Topkapı Sarayı-Gülhane Parkı bağlantısını sağlayan bir iç yol üzerinden ulaşılmaktadır.

Müze binası, 1891-1907 arasında ve üç aşamada olmak üzere dönemin tanınmış mimarı Alexandre Vallaury tarafından tasarlanıp inşa edilmiştir.

Yapı, uzunlamasına ana ekseninde kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda, Çinili Köşk`ün (ve Topkapı Sarayı`nın) ana eksenlerine bağıntılı olarak yerleştirilmiştir, ikinci ve üçüncü etapta eklenmiş kanatlarıyla Çinili Köşk`ü "U" biçiminde kuşatır. Bu yerleştirimi ile bütünleşmiş bir müze mekânı oluşturur. Eski Sanayi-i Nefise Mektebi binasının Şark Eserleri Müzesi`ne dönüştürülmesi ve Çinili Köşk`ün de Çini Müzesi olarak yeniden düzenlenip açılmasıyla, üç büyük yapıdan oluşan bir müzeler kompleksi meydana getirilmiştir. Açık havada sergilenen çok sayıda yapıt, kompleksin kendine özgü atmosferine katılır.

Arkeoloji Müzeleri binaları, dünyanın en zengin Grek-Roma heykel ve lahit koleksiyonlarından birine sahiptir. 50.000 civarında kayıtlı eser bulunmaktadır. Ayrıca 800.000 parçanın bulunduğu bir sikke kabini ve 75.000 civarında çiviyazılı tabletten oluşan bir tablet arşivi ve 70.000 civarında nadir ve değerli kitaptan oluşan bir arkeoloji kitaplığı vardır. Arkeoloji Müzeleri, 1993`teAvrupa Konseyi ve UNESCO`nun "Avrupa Müzesi" ödülünü almıştır.

Müzenin ilk bölümü, 61x13 m`lik bir dikdörtgen olarak inşa edilmiştir. Önce tek katlı olarak yapımına başlanan binaya daha yapımı sırasında bir kat daha eklenmesi kararı verilmiş ve yapı bugünkü boyut ve görünümü ile bitirilerek 13 Haziran 1891`de açılmıştır.

O. Hamdi Bey tarafından sürdürülen arkeolojik kazılarda çıkarılan yapıtların giderek artması karşısında mevcut müze yapısı yeterli olmamaya başlamış ve yeni bir ek bina yapılması kararlaştırılmıştır. Mevcut yapının kuzey tarafına eklenen yeni dairenin yapımına 1 Eylül 1898`de başlanmıştır. Tasarımı yine A. Vallaury`ye ait olan ek binanın yapım çalışmaları mimar ve ressam Philippe Bello`nun katılımıyla yürütülmüş ve yeni bölüm 7 Kasım 1903`te açılmıştır.

Yeni buluntular nedeniyle binanın yine yetersiz kalması karşısında bir ek daha yapılması gerekmiş ve hemen ertesi yıl yeni bölümün yapımına girişilmiştir. 1 Eylül 1904`te temeli atılan güney kanadının yapımı Nisan 1907`de tamamlanmıştır. A. Vallaury`nin tasarladığı güney kanadının yapım çalışmaları bu kez mimar H. Edhem Bey tarafından yürütülmüştür.

Eklenen iki yeni bölümle 192 m`lik bir uzunluğa ulaşan müze binası, yaklaşık 9000 m²lik bir alan kaplamaktaydı. Eski Şark Eserleri ve Çini müzeleri¬nin katılımına karşın yeterli olmayan ve özellikle modern müze işlevleri için gereken mekânlar açısından yeni bir yapıya gerek duyulmuş ve müze, 1984`te arka cephesine eklenen bir yapıyla genişletilmiştir.

A. Vallaury`nin tasarımı, son derece klasik bir plan şemasına ve neogrek vurgusu belirgin klasik bir konsepte oturmaktadır.

İlk yapı, bir giriş bölümü ile iki ana salondan oluşmaktaydı. Giriş bölümünde geniş merdivenlerle ulaşılan ve dört kolonla taşınan bir propile vardır, iki kat yüksekliğindeki kolonlar, yüksek bir entablement ve akroterli bir fronton taşırlar. Lotus yapraklı başlıklar ve akroterler dışında bezeme yoktur. Duvar yüzeyi, strüktürel eksenleri belirten ve antomionla sonlanan pilastrlarla bölünmüş; aralarına İyon düzeninde gömme kolonların çerçevelediği pencereler yerleştirilmiştir. Bu pilastr+kolon modülü, yapının tüm cephe düzeninde yinelenen birim öğedir. Modülün iki kat olan yüksekliği, yapının tek kat gibi algılanmasına ve cephenin bütüncül kavranışına yol açmaktadır. Birinci ve ikinci kat arasında kat kornişi veya benzeri bir öğenin bulunmaması, ayrıca pencerelerle birlikte geriye çekilmiş olması bu bütüncül kav¬rayışı güçlendirmekte ve yapıya sade ama anıtsal bir görünüm vermektedir.

Çinili Köşk ile aynı eksen üzerinde olan propileden sonra girilen holde, tek kollu bir merdiven üst kata ulaştırmaktadır. Bu holün iki yanında "Lahitler Salonu" olarak tanınmış olan büyük ve yüksek salonlarda, İskender Lahti olarak anılan (ve kime ait olduğu kesin olarak bilinmeyen) lahit başta olmak üzere Say-da kazısında bulunmuş olan 20 civarında lahit sergilenmektedir. Bu yapıtlar müzenin tasarımından önce bulunmuşlar ve İstanbul`a getirilmişlerdi. Bu bakımdan salonların boyutlandırılmasını ve hattâ mimari konsepti etkilemiş olması doğaldı. "Ağlayan Kadınlar Lahti"nin mimari konsepti etkilemiş olduğu pek çok yazar tarafından öne sürülmüştür. Bu lahtin mimari düşünceyi öne çıkaran kompo¬zisyonu, İyon düzenli kolonları, frontonu vb klasik mimari öğeleri gerçekten esin kaynağı olabilecek güçtedir. Yine de A. Vallaury`nin yapıtın bu ilginç biçim öğelerinden çok, çağrıştırdığı klasisist idealle ilgilendiği söylenebilir. Müzenin yalın ama güçlü anlatımı klasik ideale denk düşmüş görünmektedir.

İçeride, giriş katı, lahitlerin sergilenip kavranabileceği yüksekliktedir. Mimar, mekânlar arasında açık geçişler sağlayan kapı boşluklarını bu yüksekliğe uyarlamak üzere kiriş/lentolarının üzerini açmış ve İyonik düzenli dekoratif öğeler taşıyan dörder mini kolon yerleştirmiş ve mekânlar arası sürekliliği sağlayan ilginç bir çözüm bulmuştur.

ikinci katın yüksekliği daha azdır ve bu katta mekânlar arası açık geçiş yerine salonlar ayrı ayrı tutulmuşlardır.

Müzenin ikinci aşamada yapılan bölümü ilk bölüme büyük bir dikkat ve uyumla eklenmiştir. Bir ikincil giriş bölümü ve iki yanında büyük salonlar olarak düzenlenmiştir. Dışarıdan olduğu kadar içeriden de ilk bölümün öğelerini, mimari konseptini ve biçimlerini sürdürmektedir.

Bu bölümde müzenin en ilgi çekici mimari özelliğe sahip köşelerinden biri olan kitaplık bulunmaktadır. Kitaplık, çift kollu bir merdivenle çıkılan ikinci kattadır. Merdiven anıtsal bir düzenleme gösterir: Bir çift kükreyen aslan heykelinin (Bukaleon aslanları, MS 6. yy) iki başa yerleştirildiği merdivenin sahanlığında da tam ortaya bir Medusa figürü konmuştur. (bkz. foto 248 s.44)

Kitaplık, tamamen kagir olan yapının içinde ahşap iç merdivenleri ve asma kadarıyla hem malzeme açısından çok farklı bir noktadır, hem de diğer salonların anıtsal ölçülerinin dışında kalan oranlarla düzenlenmiş görünmektedir. Sergileme ve okuma/araştırma arasındaki işlev farkını vurgulayan bir düzenleme ve öne çıkan bir torna işçiliği vardır. Belki de Ph. Bello`nun katkısını düşündüren bir medievalist yaklaşıma işaret etmektedir.

Güney kanadının, başlangıçta tıpkı kuzey kanadı gibi tek bir dikdörtgen kitle olarak eklenmesi düşünülmüş olmalıdır. Bu kanadın yapımında A. Vallaury ile birlikte çalışan Mimar H. Edhem`in imzasını taşıyan bir proje, bu tasarıyı biçimlendirmektedir. Ancak sonradan ek bölümün daha geniş tutulması düşünülüp gerçekleştirilmiştir. Bunun için de o zamana dek inşa edilmiş olan bölümler, birinci ve ikinci etap binaları, üçüncü etapta birlikte, aynen ve simetrik olarak inşa edilmişlerdir. Bunun sonucunda müzenin iki propilesi olmuş; güney kanat, Sanayi-i Nefise Mektebi binası ile bütünleşebilen bir pozisyon kazanmıştır; veya mektep-müze kompleksinin avlusuna bağlanabilmiştir.

Kuzey ve güney kanatlarındaki bölümler daha geniş olarak planlanmış ve iki ayak sırası tarafından üç nefe ayrıl¬mıştır. Kuzey kanatta alternatif dizili ikisi büyük, ikisi küçük dört salon vardır ve bu bölüm güney kanada göre daha uzundur. Güney kanatta eşit büyüklükte dört salon vardır.

Tümü kagir malzeme ile, taşla kaplı tuğla duvarlarla ve çelik putrelli döşeme ile inşa edilen yapı, kiremit kaplı kırma bir çatı ile örtülüdür. Müzenin tüm sergi salonları kaset tavan düzenindedir. Bunlar en çok geometrik desenlerin ve meander çeşitlemelerinin yer aldığı dekoratif öğelerle bezenmişlerdir.

Son yıllarda yapılan doğudaki ek bina, Arkeoloji Müzesi`ne ikinci katta bağlanmaktadır.

Bibi. İSTA, II, 1025-1033; M. Cezar, Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi, İst., 1971, s. 165-214; M. Akpolat, Fransız Kökenli Levanten Mimar Alexandre Vallaury, (basılmamış doktora tezi, Hacettepe Üniversitesi), Anka¬ra, 1991, s. 122-124.

AFİFE BATUR