YILDIZ SARAYI HAREM YAPILARI
BÜYÜKDERE`DE ART NOUVEU BİR YAPI
MİHRİMAH SULTAN CAMİİ (ÜSKÜDAR)
ARKEOLOJİ MÜZESİ
VAHDEDDİN KORUSU
RÜSTEM PAŞA CAMİİ
RAGIP PAŞA KÜTÜPHANESİ
KAYGUSUZ BABA TEKKESİ
TOPKAPI SARAYI REVAN KÖŞKÜ
SİNAN PAŞA CAMİİ ŞADIRVANI
AZAPKAPI SOKOLLU CAMİİ
OKAN AİLESİ KÖŞKÜ (SULTANAHMET)
SULTANAHMET CAMİİ
ŞAH SULTAN CAMİİ (EYÜP)
ARTDECO APARTMAN
ALMAN ÇEŞMESİ
YAĞLIKÇI RAŞİTPAŞA YALISI
KANDİLLİ`DE AHŞAP KÖŞK
SÜLEYMANİYE HALİÇ MEDRESELERİ
ÇAMLICA VİLLALARI
ARNAVUTKÖY OFİS BİNASI
 

Yeri: İstanbul-Tahtakale
Yapım Yılı: 1561 (H.968)
Mimarı: Mimar Sinan
Mal Sahibi: Vakıflar Genel Müdürlüğü
İşin Adı: Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon Projeleri

 

RÜSTEM PAŞA (1500-10 Temmuz 1561)
 
Kanunînin damadı ve veziriazamı olan bu zat Bosnasarayı civarında doğmuştur. Enderun`da yetişmiş, bazı saray görevlerinde bulunmuş, padişahın gözüne girerek önce Diyarbekir sonra Anadolu beylerbeyliğine getirilmiştir. 1539`da padişahın biricik kızı Mihrümah Sultan ile evlendirilerek önce Kubbe veziri olmuş, kısa süre sonra da 1544`te veziriazamlığa atanmıştır. Şehzade Mustafa`ya karşı, kayınvalidesi ve zevcesinin faaliyetlerine katılan Rüstem Paşa, bu şehzadenin katlinde önemli rol oynamıştır. Daha sonra Selim-Bayezid arasındaki mücadelelere de adı karışan paşa, bir ara görevinden alınmışsa da 1555`de tekrar sadarete getirilmiş ve 1561` de ölünceye kadar mevkiini muhafaza etmiştir. Türbesi Şehzade Camii haziresindedir.

Rüstem Paşa Osmanlı Devleti`nde memuriyetlerin parayla satılması usulünü ihdas etmiş, hesapsız bir servetin sahibi olmuştur. Mimar Sinan`a yaptırttığı pek çok hayır kurumu ve sosyal tesisler, adını bir nebze olsun ölümsüzleştirmiştir. Rüstem Paşa devrin baş mimarı Sinan Ağa`ya İstanbul`un birçok yerinde, Edirne, Tekirdağ, Sapanca, Bolvadin, Konya Ereğlisi ve Bosna`da cami, medrese, mescid, han, hamam, saray, kervansaray, imaret ve köprü yaptırtmıştır. Evkafı arasında İpsala`da Akpınar köyü ile bazı çiftlik ve çayırlar görülmektedir. Pek çok tesisi için daha başka yerlerde dahi vakıfları olduğu muhakkaktır. Şehzade camii avlusundaki muhteşem türbesi yine Sinan`ın şaheserlerindendir. Çok zengin bir kütüphaneye de sahip olduğu bilinen Rüstem Paşa`nın adına izafe edilen Tevârih-i Âl-i Osman`ın Matrakçı Nasuh`un eserinin bir bölümü olduğu artık bilinen bir gerçektir.1
 
 1.Doç. Dr. Özcan, Abdülkadir. , “Mimar Sinan ’a Siparişte Bulunanlar”, Mimarbaşı Koca Sinan, Yaşadığı Çağ ve Eserleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü-Vakıflar Bankası Yayını, İstanbul, 1988, s.135.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN DEVRİ -  MİMAR SİNAN (1489-1588) VE RÜSTEM PAŞA
 
Kanuni Süleyman Devri, Osmanlı İmparatorluğu`nda, temliklere en geniş çapta yer verildiği bir devirdir. Hem çok sayıda, hem de büyük çapta temliklerin yapılmasına, imparatorluk sınırlarının hızlı genişleme sürecinin yaşanması kadar, Kanuni Süleyman`ın bol miktarda temliklerde bulunmaya çok yatkın bir düşünce yapısına sahip olması da büyük rol oynamaktaydı.

Kendisine bir krallık arazisi büyüklüğünde arazi temlik edilmiş olan Rüstem Paşa öldüğü zaman terekesinde saptanan malların önemlilerinin dökümü şöyle idi:"1700 köle, 2000 at 1160 deve, 5000 dikilmiş elbise ve hil`at, 2000 zırh, 600 gümüşlü eyer, altınlı 1100 üsküf, 2000 yük keçe, 500 murassa altınlı eyer, 1500 gümüşlü tulga, 1000 gümüşlü şeşper, 780.000 altın sikke, 80.000 tülbent, 33 kıymetli taş, Anadolu ve Rumeli`de 1000 çiftlik, 47 değirmen."

İki defada toplam 14 sene 7 ay sadrazamlık etmiş olan Rüstem Paşa pek çok bina yaptırmış bir vezirdi. İstanbul Eminönü`ndeki Rüstem Paşa Camii Sinan`ın önemli eserlerindendir. Kanuni`nin kızı olan karısı Mihrimah Sultan da, bilindiği gibi Sinan`a İstanbul`da iki cami yaptırmıştı.

Böyle bir maddi imkâna sahip olan bir sadrazam karısı ve sultan kızı, İstanbul`da elbette iki önemli eser yaptırabilir ve bu eserlerini de İstanbul`un en beğendiği yerine kondurtabilirdi.

Süre yönünden Rüstem Paşa`ya yaklaşan ölçüde sadrazamlık yapan Sokollu Mehmet Paşa, bilindiği gibi üç padişaha sadrazamlık etmişti. Onun sadrazamlık yıllarında Mimar Sinan en olgun dönemini yaşıyordu. Osmanlı İmparatorluğu`nun güçlülüğünün zirve noktasını nasıl padişah olarak Kanuni temsil ederse, sadrazam olarak da Sokollu Mehmet Paşa temsil eder.

Belgelerine bakıldığında, Mimar Sinan’ın padişahlar adına yapılan binalarda dahi ne kadar rahat ve özgür bir çalışma içinde olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Nitekim, bu belgelerin bazılarında görüldüğü gibi, Sinan, yaptığı binanın bazı noktaları hakkında Padişah`tan görüş rica ettiği zamanda bile, genellikle, uygulama işinin mimara bırakıldığı görülmektedir. Bu husus, kuşkusuz, ilk bakışta Sinan`ın çevresinde uyandırdığı güvenin bir sonucu olarak yorumlanabilir. Ancak ne var ki, yürürlükteki imar sisteminin de, mimarın rahat ve özgür çalışmasını mümkün kılacak bir ortamın gelişmesine yardım ettiği açıktır. Üst üste eklenen başarılarıyla Sinan`ın yarattığı özel atmosfer de buna eklenince; Sinan`ın gerek kendisi gerekse emrindeki mimarlar için çalışma ortamı; özgür tasarımla ortaya konmuş eserlerin, mimarın istek ve görüşlerine uygun biçimde inşalarına müsait olmuştur. Gerçi, bazı binalarda, mimarın, yaptırıcısının birtakım isteklerini dikkate almak gereğini duymuş olabileceğini düşündürecek taraflar görülebilmektedir. Fakat böyle örnekler çok azdır. Meselâ, İstanbul Rüstem Paşa Camii`nde çok fazla çini süslemeye yer verilmiş olması, bu binada yaptırıcısının isteğinin etkisini hatıra getirmektedir. Zira, Sinan, başka yapılarında bu derece bol çiniye yer vermemiş, mimari ile süsleme arasında kendi görüşüne göre bir denge kurmayı gözetmiştir. Bu binanın çini süslemelerinde yaptırıcısı Rüstem Paşa`nın isteğinin etkili olduğu düşünülse bile, bu etki orada kalmıştır. Nitekim, Rüstem Paşa Camii, plan şemasının özgün yeni bir yaratma teşkil eden tarafı ile, caminin yapıldığı yerin topografyasının deniz seviyesine çok yakın bir kot oluşturması, bu kottaki bir yerin ise, o yıllarda dükkân sahiplerinin çoğunu gayrimüslimlerin teşkil ettiği bir çarşı bölümünden ibaret bulunuşunu dikkate alarak son cemaat mahallini dükkânların üst hizaları ölçüsünde yüksek tutma şeklindeki ilginç uygulamasıyla ustalık ve güçlü kişiliğini göstermekten geri kalmamıştır.
Caminin bir kat üzerine inşa edilmesinin diğer bir nedeni, gerideki sırtlarla uyum sağlama düşüncesi ile ilgili olsa gerektir. Sinan, Rüstem Paşa Camii`ni yaparken, bunun gerisinde, İstanbul’un yedi tepesinden birini oluşturan bir tepe üzerinde dört yıl önce haşmetle yükseltmiş olduğu Süleymaniye Camii siluetinin altında ezilmesini önleyebilmek için buna biraz daha irtifa kazandırmak gereğini duymuş olmalıdır. Bu yükseltmeyi, düşük kodlu bir arsada, ticaret mekânı olarak kullanılabilecek bir katın üzerine camiyi oturtarak fevkani bir cami yapmak suretiyle çözüme götürdüğü görülmekte... Aynı alanda siluet sorununun Yeni Cami`nin yapımı sırasında da dikkate alındığı açıkça görülüyor. Zira, Rüstem Paşa`ya nazaran büyüklüğünün kazandırdığı yükseklik avantajına rağmen, yine de gerideki sırtlarda bulunan camilerin bunun siluetini ezdikleri farkedilmiş olmalı ki, bunun bir dereceye kadar önlenebilmesi için Yeni Camii İstanbul’da en yüksek subasman yani podyum üzerine inşa edilen cami haline getirilmiştir.

Sinan`ın baş mimarlığının XVI. yüzyıla rastlaması kadar Kanuni ve İkinci Selim gibi padişahlar zamanına rastlamasında dahi şanlılıktan söz edebiliriz. Zira Kanuni`nin padişahlık yaptığı yıllarda Osmanlı tahtında babası Yavuz Selim bulunsaydı, Sinan`ın özellikle vezirler ve yüksek görev sahipleri tarafından yaptırılacak eserlerinin sayısı çok daha az olacaktı. Çünkü Yavuz Selim, arazi temlikinde çok hesaplı davranan bir kimseydi. Yavuz Selim`den bazı kimselerin bir miktar arazi temliki ricasında bulunmaları üzerine, onun "tahta yeni çıktığımız zaman gafletle Ali Paşa`ya bazı köyler temlik etmiştim, Kılıç erbabının hakkını başkalarına verdiğimden dolayı hâlâ pişmanım" deyişi tarihlere geçtiğine; temlikler konusunda onun gerçekten çok katı ve hesaplı davranarak torbanın ağzını iyice büzdüğü bilindiğine göre böyle bir yorumda bulunuşumuz mesnetsiz değildir.

Bu arada hemen belirtmek gerekir ki; Sinan için birtakım şanslılıklardan söz ederken madalyonun diğer tarafına bakmaktan da geri kalınmamalıdır. Nitekim, madalyonun öteki yüzüne bakıldığında, o dönemde, Sinan gibi bir dehanın baş mimarlıkta bulunmasının da Türk devleti ve sanatı için bir şans oluşturduğu görülecektir.

Sinan, kendi dönemine kadar hayli yüksek bir çizgiye ulaşmış olan Türk mimarlığını zirve noktaya çıkarmış, evrenselliğini pekiştirmiştir.1

Mimar Sinan, Kanunî Sultan Süleyman zamanında asıl sekiz dayanaklı kubbe denemesini Sadrazam Rüstem Paşa için yaptığı camide gerçekleştirmiştir. Çarşı ve bodrum tonozları üzerinde altı metre yükseklikte, Haliç’e hâkim durumdaki cami, çarşı kalabalığından kurtarılmış sakin bir ibadet yeridir. Doğu ve batıda iki merdivenle çıkılan Rüstem Paşa Camii avlusuz olup, saçakvarî geniş bir sundurma yan cephelerin yarısına kadar camii kavrar. Buradan beş kubbeli son cemaat yerine geçilir. Yatık dikdörtgen planlı camide 15 m. çapındaki kubbe, iki yanda sekizgen biçiminde ikişer büyük paye, giriş ve mihrap duvarında ikişer duvar payesi olarak sekiz dayanak üzerine kemerlerin meydana getirdiği sekizgen kaideye oturmaktadır. Köşelerde birer çeyrek kubbe, orta mekâna kubbenin yuvarlağına uygun bir görünüş sağlar. Yanlara doğru mekânı genişleten üçer çapraz tonoz da kubbeyi desteklemektedir.

Dıştan yan neflerin küçük tonozları çok alçakta kaldığından kubbe, çok yüksek bir kasnakla başlı başına yükselerek çevreye ve diğer çok kubbeli yapılara hâkim olmuş, kasnak etrafındaki sekiz payanda kemeri ile desteklenmiştir. Yalnız kasnak silmesinden yukarı taşan yuvarlak kemerli pencereler klasik Türk mimarîsine yabancı, Bizans havasında ve Barok bir etki yapmaktadır.

Dıştan sade ve süslemesiz görünen caminin asıl zenginliği son cemaat yerinden başlayarak iç mekânda artan çini süslemelerde kendini belli eder. Bu ölçüde ve zenginlikte çini süsleme Türk mimarîsinde yalnız bu camide görülür. Örtü sistemine kadar bütün duvarları, mihrap, mahfiller, payeler, kemer dolguları ve kubbe geçişlerini kaplayan çiniler, mimarî değerleri değiştirip gölgelemeden sadece sihirli, mistik bir, atmosfer yaratmaktadır. Zengin örnekler arasında en çok kullanılan lâlede 41 çeşit değişik motif sayılabilmiştir.

Bol ve ahenkli bir ışıkla aydınlanan cami içinde mahfiller üçer bölümlü yan netlere alınmış olup yanlardaki ikişer paye, duvar payeleri ile aralarına ve ortalarına birer ince sütun alarak ikişer sivri kemerle mahfilleri desteklemektedir.

Caminin kitabesi yoktur, yalnız 1561 yıllarında tamamlanmış olması gerekiyor, aynı tarihli vakfiyesi vardır. Rüstem Paşa 9 Temmuz 1561`de ölmüştür. Onun için Mimar Sinan, Şehzade Camii naziresinde önü revaklı sade sekizgen bir türbe yapmış, fakat içini devrinin en seçme çinileri ile kaplatmıştır. Gerek cami, gerek türbedeki çinilerin bu ölçüde ve zenginlikte bir benzeri yoktur.

Kaptanıderya Sinan Paşa için İstanbul` da Beşiktaş`ta 1555`de yaptığı camide, Mimar Sinan, Edirne Üçşerefeli Cami planını küçük ölçüde ele almış, aynı zamanda kesme taş ve tuğla sıralarından değişik duvar örgüsünü de denemiştir. Burada Üçşerefeli Cami`nin ağır fakat unutulmaz mimarîsi, değişik nispetler ve inceltilmiş payelerle iyice hafiflemiş, ferah bir mekân etkisi sağlanmıştır. Çok yüklü, zevksiz kalem işi süslemeler sonradandır. 2
 
1.Prof. Cezar, Mustafa., “Mimar Sinan’ın Çalışmalarının Klasik İmar Sistemi Açısından Analizi”., Mimar Sinan Dönemi Türk Mimarlığı ve Sanatı, Türkiye İş Bankası Yayını, İstanbul, 1988, s.61-69
2.Prof. Dr. Aslanapa, Oktay., Osmanlı Devri Mimarisi, İnkılap Yayınevi, İstanbul, 2004, s.230-251
 
RÜSTEM PAŞA CAMİİ (1561)
 
İstanbul’da Sinan`ın deniz kıyısına yaptığı üç camiden birincisi Mihrimah Sultan`ın Üsküdar`daki külliyesinin camii; ikincisi kocası Sadrazam Rüstem Paşa`nın Tahtakale`de, Uzunçarşı`nın sonunda yaptırdığı bu cami; üçüncüsü de yine Üsküdar`da Şemsi Paşa`nın küçük külliyesinin camiidir. Her üçü de İstanbul deniz kıyısı siluetinde özel yerleri olan yapılardır. Fakat özellikle Rüstem Paşa`nın çarşı kotunun bir kat üzerinde inşa edilmiş camii, Yeni Cami ile birlikte, limanın İstanbul yakasının önemli işaret yapılarından biridir. Bu konumunun özelliği dışında Rüstem Paşa Camii Osmanlı döneminin en süslü camii olarak ün kazanmıştır. Rüstem Paşa`nın (ö. 1561) yaşamına bağlı tarihi olgular, caminin mimari özelliklerine bağlı olanlar kadar ünlüdür. 
 
Rüstem Paşa`nın, I. Süleyman`ın (Kanuni) en sevdiği kızı Mihrimah Sultan`ın (ö. 1578) kocası, çağının en büyük servet toplayan vezirlerinden biri, II. Selim`e taht yo¬lunun açılışında Hürrem Sultan`ın entrikalarına yardım eden devlet adamı ve iki kez sadrazam olarak Osmanlı tarihinin klasik döneminde önemli bir yeri vardır. Rüstem Paşa imparatorluğun birçok yerinde yaptırdığı bina ve külliyelerle büyük bir yapı   patronu olarak da önemlidir. Süleymaniye`nin inşaatı da bir ölçüde onun sadarette olduğu zaman yapılmıştır.
 
İstanbul çarşı bölgesinin en eski caddesi olan, adı ve yeri Roma dönemine kadar uzanan Uzunçarşı Caddesi`nin kıyıya indiği yerde yapılan cami, II. Mehmed (Fatih) döneminde (1451-1481) aynı yol üzerinde yapılmış olan büyük Tahtakale  Hamamı`nın karşısındadır. Ticaretin bu en yoğun olduğu yerde, ibadet hacmi yol kotundaki dükkânlar ve alt yapı üzerinde, yüksek bir platform üzerine yerleştirilmiş ve olduğundan çok daha büyük etki yapan 15,50 m`lik kubbesiyle, cami kıyı siluetine egemen bir konumda inşa edilmiştir. Hadîka caminin burada önceden var olan Hacı Halil Mescidi`nin yerine yapıldığını yazar. Camiyi yapabilmek için çevresinde başka istimlakler yapıldığı da anlaşılmaktadır. Caminin yapılış tarihi belli değildir. Yapının kitabesi yoktur. Konyalı, vakfiyenin 1562 tarihine bakarak caminin 156l`de bitmiş olabileceğini söyler. Başka tarihçiler de bu yargıya katılmışlardır. Büyük bir olasılıkla cami Rüstem Paşa`nın ölümünden sonra karısı Mihrimah Sultan tarafından tamamlanmıştır, ilginç olan Rüstem Paşa`nın Şehzade Külliyesi`ndeki türbesinde ve Mihrimah Sultan`ın Edirnekapı`da aynı tarihlerde yapılan camiinde de kitabe bulunmamasıdır. Rüstem Paşa`nın çağının şairleriyle arasının tümüyle açık olduğu düşünülerek bunun çağın şairleri tarafından olumsuz bir jest sonucu olduğu akla geliyor.Caminin 1660 tarihli büyük yangında önemli ölçüde hasar gördüğü, Fatih Camii`ni yıkan 1766 depreminde de minaresinin yıkıldığı, kubbesinin çöktüğü biliniyor. Kubbe tamburunun ondüleli kornişi, hattâ kıble duvarında açık bırakılmış büyük kemerle birleştirilmiş payanda duvarları, kubbeyle herhangi bir konstrüktif bağları olmadığı son yapılan restorasyonda ortaya çıkmış olan kubbe çevresindeki çok küçük payanda kemerleri, kıble tarafındaki birtakım duvar ekleri ve düzensiz pencere oranlarının, içeride giriş kapısı üzerinde erişilemeyen yüksek galerinin, kısaca Sinan`ın yapılarında pek olmayan asimetrik kurgular ve çözümsüz kalmış noktaların III. Mustafa döneminde, büyük depremden sonra yapılan tamirlerin sonucu olduğu düşünülebilir. Avludaki büyük sütunların çoğunun çatlakları da yangınlar sonucu olmalıdır. 18. yy tamirlerinin caminin dış biçimlenmesinde olduğu kadar mekân etkisinde de etkili olduğunu düşündüren bir diğer ayrıntı, kıble tarafında ve yan cephelerde örtü altındaki büyük kemerlerinin içinin tümüyle boş bırakılarak bir ışıklı perde haline getirilişidir. Sinan`ın yapılarında bu kemerlerin içinde, genellikle üçlü pencereler vardır. Sinan`ın ne Rüstem Paşa Camii`nden önce ne de sonra böyle bir uygulaması olmuştur. Bu uygulamanın mekân üzerinde pek de olumlu olmayan bir etkisi görülür. Cami ortalama 40x40 m büyüklüğündeki zemin kat üzerinde yükselen bir platforma oturur. Zemin katta üstteki ibadet mekânına tekabül eden, çapraz tonozlarla örtülü bir mahzenle buna paralel ve beşik tonozlarla örtülü, üstteki terasın altına gelen mahzenler, ardiye olarak yapılmıştır.
 
Uzunçarşı tarafında, ortalarında bir çeşme ve haznesi olan sekiz dükkân vardır. Ca¬mi terasına avlunun dört tarafında değişik planlarla yerleştirilmiş kapalı merdiven¬lerle çıkılır. Camiyi üç taraftan saran fevkani avluyu yandaki sokaklara açılan revaklar çevirir. Son cemaat mahalli çevresindeki çatıyla örtülü revağın kuzeybatısında, aşağıdan gelen merdivenler arasında, terasın üstü örtülü olmayan bölümü vardır. Güneydoğudaki iki merdivenle caminin terasına çıkılıp yan kapılardan içeri girilebildiği gibi, galeri katına da erişilebilir. Uzunçarşı Caddesi tarafındaki merdivenlerin üzerinde, terastan çıkılan birer oda vardır. Bunlar müezzin ve kayyum odalarıdır.
 
Mukarnas başlıklı sütunların taşıdığı beş açıklı son cemaat mahalli dışında, Sinan`ın diğer camilerinde görülen, ahşap örtülü ikinci bir revak dolanmaktadır. Caminin avlusunda ve teras üzerinde bir şadırvan yoktur. Caminin kullanılan şadırvanı sokak kotunda ve yine Uzunçarşı Caddesi üzerinde yapılmış duvarlarla çevrili kare bir avluda sekizgen planlı bezemesiz bir haznedir. Üstü sütunlarla taşınan bir çatı ile örtülüdür. Plan açısından ilginç bir yapı olan bu şadırvan kompleksinin cami ile aynı dönemde yapılıp yapılmadığı incelenmemiştir. Caminin kuzeydoğusunda ondan çok dar sokaklarla ayrılan Büyük ve Küçük Çukur hanlar vardır. Caminin Hasırcılar Caddesi cephesinde, galeri revaklarını kapayan dükkânlar sonradan yapılmıştır.
 
İbadet mekânının çevreye bağlayan ilginç teras planlamasına karşın Rüstem Paşa Camii, Sinan camilerinin planimetrik gelişmesi içinde bir geçiş dönemi yapısıdır.   Sinan`ın sekizgen baldakenli merkezi plan denemeleri içinde ilk aşamayı oluşturur. Sinan`ın bu camiyi Edirnekapı`daki camiyi tasarladıktan sonra yaptığı söylenebilir. Ortada büyük kubbe ile örtülü merkezi hacim ve yanında daha alçak iki yan bölüm¬le, kıbleye göre bu enine mekân her iki camide de aynıdır. Fakat Mihrimah Sultan Camii`nde bir kare baldaken olan kubbeli orta hacim, çok büyük bir güçle, yan sahınların üzerinde yükselir. Burada ise yan sahınlar kubbe kasnağına kadar yük¬selerek, Mihrimah Sultan Camii`nde elde edilen anıtsallığı yaratamamışlardır. Bura¬da denemesi yapılan tasarım, kubbe yükünü pandantiflerle dört ayağa değil, sekiz¬gen bir geçit alanıyla sekiz ayağa taşıtmak ve bunu mekân geometrisinde ifade etmektir. Mekân geometrisine egemen olan düşünce orta hacmi yan sarımlardan ayıran masif ayakların sekizgen planlarında da belirlidir. Ne var ki kıble ve giriş yönlerindeki diğer dört taşıyıcının dikdörtgen planlı ve duvara bitişik payandalarının yarattığı asimetri, kubbe altında sekiz kemeriyle tam bir simetri gösteren örtü ile bir uyumsuzluğa neden olmakta ve strüktüral baldakenin geometrisi bozulmaktadır. Mekân kuruluşundaki bu asimetri, yapının dış biçiminde de görülür. Fakat büyük bir olasılıkla, Sinan tasarımlarının dış şekillenmedeki mükemmelliğinden uzak bazı biçimsel deformasyonlar, yukarıda belirtildiği gibi, 1766 depreminden sonraki strüktürel müdahalelerin sonucu olabilir.
 
Caminin yan sahınları iki katta da aynalı tonozlarla örtülüdür. Fakat yapının dışında görünen sadece orta açıklığın aynalı tonozudur. Diğerleri kubbelidir. Aynalı tonozların dışarıya kubbe olarak yansıması için tonozların üzerine bir kubbe yapılmış olması gerekir. Böyle bir uygulamanın ne zaman yapıldığı ve niçin yapıldığı anlaşılmamaktadır. Caminin mihrap ve mermer minberi klasik dönem özellikleri taşırlar. Fakat mihrabın içi ve minber külahı çini kaplıdır. Cami girişinin iki yanında iki müezzin mahfili vardır. O dönemin yapı anlayışında nadir ve zengin malzeme kullanmak büyük önem taşıdığı için, patronlar özellikle tek parçadan nadir yapı taşlarını, bir tür takı gibi kullanmışlardır. Müezzin mahfillerinin çift açıklıklı revaklarının yan kapılara yakın köşelerinde kahverengi mermerler bu eğilimin ifadesidir.
 
Caminin Çini Bezemeleri: Rüstem Paşa Camii Osmanlı mimari tarihinde olağanüstü çini kaplamasıyla ün kazanmıştır. Örtüye kadar yükselen bu çini kaplama İznik duvar çinileri imalatının teknik ve desen açısından en mükemmel aşamasına ulaştığı dönemin ürünleridir. Çini kaplama, özellikle çiniyi bir cami inşaatı sırasında bütün yapının içini kaplayacak kadar çok kullanma, ancak Rüstem Paşa`nın ikinci sadrazamlık döneminde ve kendisinin isteğiyle ve büyük para sarfıyla kabil olabilirdi. Nitekim İznik atölyelerinin yeteri kadar çini üretememeleri nedeniyle Rüstem Paşa`nın Kütahya`da bir özel çini atölyesi açtırdığını Ş.Yetkin belirtir. Sinan, karar kendisine kaldığı zaman, çiniyi ancak belli noktaları vurgulamak için kullanmıştır. Bu nedenle de böylesine bir kaplama kararı doğrudan patrondan gelebilirdi. Çini kaplamanın tümüyle gerçekleşmiş olduğu da düşünülecek olursa, caminin Rüstem Paşa ölmeden büyük ölçüde bitmiş olması gerekir. Bu da caminin bitimini Rüstem Paşa`nın ölüm tarihi ile birleştiren yorumu haklı çıkaran bir gözlemdir.

Caminin son cemaat mahalli kemer üzengilerine kadar çini ile kaplıdır. Bunlar arasında sadece iki küçük mermer mihrap vardır. Kapının iki yanında, soldaki daha iyi korunmuş, büyük panolar yer alır. Pencereler üzerinde de ayetler yazılı çini kitabeler görülür. Son cemaat mahalli çinileri, yangın ve hırsızlıktan en çok zarar görmüş olan kaplamalardır. Fakat özenle korunması gereken giriş kapısının solundaki büyük pano lacivert zemin üzerinde iki büyük ağaç gövdesi çevresinde sümbüller, narçiçekleri, laleler, salkımlar ve beyaz noktalı petalleriyle bahar çiçekleri, sazlar, çintemaniler, Çin bulutlarından oluşan, kısaca çini bezeme üslubunun bütün klasik motiflerini asimetrik bir kompozisyon içinde, stilize edilmiş natüralist bir üslupla, 16. yy`ın en güzel soyutlanmış bir doğa yorumu olarak sunmaktadır.

Caminin iç kaplaması, tümüyle programlanmış bir görüntü vermez. Bunun bir nedeni bu kadar geniş bir uygulamada istenilen nitelikte çininin sağlanamamış olmasıdır. İkincisi yapının başından geçmiş olan yangın ve depremlerdir. Üçüncüsü de ihmaller, bozulmalar ve hırsızlıklardır. Fakat genel bir kaplama düzeni vardır. Genellikle büyük yüzeyler halindeki strüktürel öğeler, özellikle ayak ve payandalar, daha monoton, geometrik şeması kolay anlaşılan çinilerle kaplanmıştır. Kıble duvarında mihrabın içinde, minberin arkasında daha büyük ve zengin panolar vardır. Mihrabın bir vazodan çıkan bahar açmış dalları, o dönemin saray nakkaşlarının çok sevdikleri bir kompozisyondur. Yan galerilerin altlarında da daha iyi korunmuş, özenli kompozisyonlar vardır. Bu kaplamada klasik dönem çini desenin bütün varyasyonlarının örnekleri görülür. Özellikle saz üslubu denilen, büyük saz yapraklarının egemen olduğu kompozisyonların en güzel örneklerini Rüstem Paşa Camii`nde bulmak olasıdır. Büyük boyutlu dikdörtgen çiniler üzerinde ondüle bir çift daldan çıkan saz yapraklarıyla oluşturulan düşey panolar çini kaplama ile yapılan bezeme sanatının en güzel örnekleri arasındadır.

II. Dünya Savaşı`ndan önce Rüstem Paşa Camii`ni ve çevresini anlatan Konyalı, haklı olarak yapının altında ve çevresinde yürütülen ticaretin yapı için yarattığı büyük tehlikeye dikkat çekmişti. 2
 
 
2.Kuban, Doğan., “Rüstem Paşa Camii”, İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını, İstanbul, 1994, cilt 6, s.371-373
 
Bibi. W. Denny, Ceramics of the Mosque of Rüstem Paşa, New York-Londra, 1977; Goodwin, Ottoman Architecture, 249-252; Konyalı, Abideler, 91-94; Kuran, Mimar Sinan, 135-144